EİNSTEİN’I ANLAMAK

Yayınlandı: Şubat 14, 2012 / Bilim

                Size Einstein ismi ne anlama geliyor desem acaba ne derdiniz? Einstein’ı tam anlamıyla anlatabilmek için ancak onun gibi düşünmemiz gerekiyor ki, ta sonsuz Evreni. O bir Milat, bir Kahraman, Bilgeliğin göstergesi ve de Fizikte Sanayi Devrimini başlatan bir dahidir. Einstein’ın fizik kanunları yüzyıllardır Fizik Bilimini demir yumrukla yönetmiştir. Bugün Evreni, Einstein sayesinde anlayabiliyoruz. Bugün Karadeliklerin olabileceğini onun denklemleri sayesinde çözüme kavuşturduk. Gelin bu deli dahinin hayatını ruhumuzda hissedelim. Einstein,  okulu sevmemiş bir insan olarak hep okuldan kaçmak için fırsatlar aramıştır. Bu onu hayal dünyası ve merak duygusu gelişmiş bir insan olarak yetişmesini sağladı. Pusulada bulduğum gizem diyerek merak duygusu çok küçükken bile kendini göstermeye başlamıştır. Onun bu merakı onu ışık hızında seyahat etmeye kadar götürmüştür. Einstein’ın ışık hakkındaki merakı İtalya’daki Toskana şehrinde başlamıştır. Einstein Toskana’da Işık hakkındaki bütün bilinmeyenlere çözüm üretmiştir. Ama bunu kağıda dökmesi Bern patent ofisinde gerçekleşecektir. Einstein yüksek okulu zar zor bitirmiş; ama deneysel fizik derslerinden aldığı puan çok yüksekmiş. Bilim adamları tarafından ders notları araştırılan Einstein’ın Matematikten bir aldığı görülmüştür. Hatta bu yüzden Matematik hocası Einstein’a tembel köpek dediği de olmuştur. Einstein, okulu bitirdiğinde dolayısıyla hiçbir yerde iş bulamamıştır. Hatta hayat sigortası satmayı bile düşünmüştür. Einstein sonunda babası sayesinde Bern Patent ofisinde iş bulabilmiştir. Einstein fizikteki sıçramayı burada yapmıştır. Bir sürü patent Einstein’ın elinden geçiyor ve bu patentlerin üzerindeki denklemler üzerinde de Einstein’ın uzun uzun düşünme vakti oluyordu. Einstein burada Uzay-Zaman üzerine uzun uzun düşünmüştür. Okuldan arkadaşı olan Nikola Bessa ve Marcel Grossman, Einstein’ı yalnız bırakmıyor ve Einstein’la devamlı fikir alışverişi yapıyordu. Burada Einstein, Kütleyle Enerjiyi eşitleyerek Kütlenin Enerjiye dönüşebileceğini ‘’ E=mc2 ‘’ formülüyle ispatladı.  Einstein daha sonra burada, Işık Hızının Uzayda son hız olduğunu Işık hızında zamanın yavaşlayacağını anlatan İzafiyet Teorisini kitaplaştırmıştır. Işık hızında zamanın yavaşlaması olayı daha sonra Cern’de Müon parçacıkları üzerinde denendi. Gerçektende Cern de Müon parçacıkları normal yaşam sürelerine oranla daha uzun süre yaşadı. Bilindiği üzere zaman kavramı, Isaac Newton tarafından anlaşılabilmiş ve bu kavram tüm Fiziğe çok uzun sürelerdir hakim olmuştur. Isaac Newton ise Zamanın ok gibi olduğunu belirtmiştir. Ama Einstein bu kitapta Zamanın aynı bir nehir gibi davrandığını belirtmiştir. Einstein bu olayı açıklarken de Zamanın her yerde aynı olmadığını belirtmiş ve Zamanın özellikle Göreceli olduğuna dikkat çekmiştir. Bu kitapla o zamanlarda kimse ilgilenmemiş ve buradaki ince fiziği kimse anlamamıştır. Einstein, Makalesini o zamanların en büyük dergilerine gönderdiyse de kabul edilmemiştir. Başta Annelen Der Fizik dergisi de bulunuyor. O sıralarda popüler olan Annelen Der Fizik dergisinde yazı yazan Max Planck bu kitabı okuduğunda Einstein’ın bir dahi olduğunu o anda anlamıştır. Daha sonra Max Planck, Einştein’a bir mektup göndermiş ve işte o zaman Einştein’a Tanrının yüzü gülüyor. Einştein’ın o andan itibaren fizik teorileri tüm dünyada duyulmaya başlanıyordu. Tarihsel olarak Einştein’ın fizikteki büyük sıçraması, 1905 tarihine dayanıyor. Özel Görecelilik belli bir hızı ifade ediyordu. Ama Işık Hızı söz konusu olduğunda oyunun kuralları değişmek zorundaydı. Einstein Özel Görecelilikte eksik olan ışık hızını oluşturduğu teoriye ekleyerek Genel Göreceliliği oluşturdu. Ama Genel Göreceliliğin Matematiksel denklemi eksikti. Bu teorinin Matematiksel denklemi matematikçileri de heyecanlandırmıştı. David Hilbert, Albert Einstein’la tam anlamıyla rekabete girişmişti. Bir tarafta Fiziğin devi Albert Einstein diğer tarafta Matematiğin devi David Hilbert. Albert Einstein’ın Matematik bilmediği sakın ola düşünülmesin. Einstein formülü oluşturmayı uzun süre denemiş ve gerçek sonucu sonunda bulmuştur. Einstein ilk oluşturduğu formülü hâlbuki doğru yapmıştır. Bilim adamları tarafından not kâğıtları araştırılan Einstein’ın formülü oluştururken çok zorlandığı görülmüştür. Ama okuldan arkadaşı olan Marcel Grossman, dâhiyi eğri yüzeylerin geometrisi konusunda bilgilendirir. Sonuçta David Hilbert bu teori tamamen Einstein’a aittir demiş ve yarıştan çekilmiştir. Einstein, Genel Göreceliliğin denklemini şöyle ifade eder; ‘’Guv: 8.π.Tuv’’. Merkür gezegeni her yıl yörüngesinden sapma eğilimi göstermektedir. Ama bu yörünge sapmasının nedeni o zamanlarda hiçbir bilim adamı tarafından açıklanamamıştır. Einstein, Genel Görecelilik denklemini kullanarak Merkür’ün günberi noktasına baktı ve daha sonra bu sapmayı hesapladı. Daha sonra gerçekte oluşan sapma değeri, Einstein’ın Genel Görecelilik denklemini kullanarak hesapladığı değerle eşit çıktı. Bu tarihi olay Einstein’ın oluşturduğu Genel Görecelilik denkleminin ilk testiydi. Bu testin doğru çıkması, Einstein’ın fizikte çok büyük bir isim olmasının ana nedenleri arasındadır. Daha sonra Einstein bu konu hakkında şöyle demiştir; Tanrı bana git, Merkür’ün günberi noktasına bak ve daha sonra bu değeri hesapla dedi. Hatta Einstein, Genel Göreceliliğe o kadar güveniyordu ki, sıcak günlerde kafasına Uzayın o eğri yapısının şeklini ifade eden bir bone geçiriyordu. Einstein bu bone’nin şeklini de kendi oluşturuyordu. Uzayın eğri olduğu o zamanlarda bile biliniyordu. Bu Matematikçi Riemann tarafından öne sürülmüştü. Hatta Einstein’ın Genel Görecelilik denklemi, Riemann’ın Eğri Yüzeyler Formülü üzerinde yükselir. Ama kimse Uzay ve Zamanı birleştirerek, Yerçekiminin Uzay-Zamanda bir eğrilik olduğunu söylememiştir. Bu Einstein’ın Fizikteki Mantıksal sıçramasıdır. Bu başarı Einstein’ı bayağı zorlamış ve saçları beyazlamıştır. Kendisinin dediğine göre, Yerçekiminin kendisini delirteceğini ve kendisinin evinin deli hastanesine baktığını benim onlardan ne farkım var onlar deli bende fizik bilen bir deliyim demiştir. Einstein, Yerçekiminin tarifini şu kısa ve öz bir sözle anlatmıştır. Kütle, Uzay- Zamanı eğerek bir çöküntü oluşturuyor ve bu çöküntüye giren cisim çekim alanı içine girmiş oluyordu.  Sonuçta ise, Yerçekimi oluşuyordu. Böylelikle o zamanın en popüler Fizik sorusuda böylelikle çözüme kavuşmuş oluyordu. Bu soru şudur; Güneş bir anda yok olursa Dünya ve diğer Gezegenler hemen mi yoksa 8 dakika sonra mı yörüngelerinden sapar. Bu sorunun cevabı Einstein’ın yerçekimi teorisine göre; Gezegenler 8 dakika sonra yörüngelerinden sapar. Nedeni ise; Yerçekimi dalgaları ışık hızında hareket edebilir. Çünkü Işık hızı Uzayda ulaşılabilecek maksimum hızdır. Hiçbir şey Işık hızından hızlı olamaz. Daha sonra Einstein; Maddenin Uzay -Zamanda eğiklik yaratabileceği gibi maddenin Uzay- Zamanın dokusu içinde de bükülebileceğini belirtmiştir. Ama; bu sorunun cevabı çok zor olduğu hatta imkansız olduğu için Einstein, Elie Cartan adındaki bir matematikçiyle birlikte bu soruyu çözüme kavuşturmaya çalışmış; ama bu teoriye bir sonuç bulamamışlardır. Daha sonra da bu teoriyi Einstein ve Elie Cartan yarım bırakmıştır. Bu teoriyi ilerleten bilim adamları da Akdelik denen bir şeyin olabileceğini tahmin ediyor. Bu da Karadeliğin tersidir. Yani belki de bizim Evrenimiz bir Akdelikten meydana gelmiş olabilir! Çünkü Karadelik içine çeker Akdelik ise püskürtür. Einstein Mantığını o kadar güzel kullanıyordu ki neredeyse Tanrının Zihnini bile okuyabiliyordu. Çünkü o bu konuda uzmandı. Einstein mantığını bir daha kullanarak Işığın eğrilmesi olayını tahmin etti. Einstein, bir gün Asansörden aşağı inerken elindeki feneri karşıya tutmuş ve Asansörün aşağı hareketi acaba ışığı eğebilir miydi diyerek ivmeyle yerçekiminin aynı şey olduğunu yine mantığını kullanarak buldu. Bu konu hakkında Einstein şöyle demiştir; İvmelenme Yerçekiminden ayırt edilemez. Daha sonra Einstein, Kütlenin Uzayın – Zamanın şeklini bozduğunu ve dolayısıyla da ışığın bu şekli izlemesi gerektiğini belirtmiştir. Einstein, Genel Görecelilikte belirttiği yerçekiminin Işığı eğmesi olayını Astronomlara haykırarak gidin deneyin, Güneşin arkasındaki yıldızlar olduğu yerde değillerdir demiş. Daha sonra Einstein,  Işığın eğrilmesini Matematiksel olarak hesaplayarak değeri bir mm’nin altında bulmuştur. Bu oluyor ki, Güneşin arkasındaki yıldızlar olduğu yerden bir mm’nin altındaki bir değerle kayma gösteriyor. Ama o zamanlarda Astronomlar çok meşgul olduğu için bu soruya cevap verememişlerdir. Daha sonra çıkan 2.Dünya Savaşı yüzünden de bu probleme çözüm bulanamadı. Ama Işığın eğrilmesi olayı daha sonra Astronomlar arasında büyük bir rekabete neden olacaktır. İlk önce herhangi bir eğrilme saptanamamışsa da daha sonra Eddington adındaki Astronomun yaptığı ileri gözlem ve teknik analiz sonucunda eğrilmenin bir mm’nin altında olduğu saptanmıştır. Sonuçlar Isaac Newton’ın heykelinin altında açıklandığında, Isaac Newton’ın Evren modeli de bu nedenle çökmüş oluyordu. O zamanın En büyük Gazetesi Newyork Times’ın Manşeti de şöyleydi; Isaac Newton’ın Evreni çöktü. Isaac Newton’ın Yerçekimi denklemi küçük cisimler için örneğin Ay gibi cisimlerde doğru değer verirken, büyük cisimler örneğin Güneş gibi cisimlerde de Einstein’ın denklemi doğru değer vermektedir. Isaac Newton’ın Yerçekimi teorisi genel bir teoridir; ama kısa mesafeler üzerinde de doğru olduğu ortaya konuldu. Washington Üniversitesinden bir bilim adamı Yerçekimini 50 mikrona kadar ölçtüğünde, Isaac Newton’ın hala doğru olduğunu belirtti. Sonuç olarak modern fizikte Yerçekimi, Isaac Newton’ın belirttiği üzere bir kuvvet değil Einstein’ın tanımına göre eğikliktir. Daha sonra ise Einstein, Dünya çapında tanınan büyük bir fizikçi olmuştur.  Einstein mutluluğunu halkın önünde şapkasını havaya atarak gösterirdi. Ama bu mutluluk Einstein’ı hiçbir zaman magazin malı yapmamıştır. Einstein daha sonra halkla sevincini paylaşmak için büyük bir gemiyle bile dünya turuna çıkmıştır. Bu tur esnasında da Einstein her yerde insanlar tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Einstein için artık Nobel Ödülünü alma zamanı gelmiştir. Einstein, ışığın dalga boyunda değil de paketçikler halinde ilerlediğini öne sürmüştür. Hatta Einstein,  ışık fotonunun ince bir levhaya çarptığında metaldeki elektronu koparabileceğini belirtmiştir. Bu olaya da Einstein, Fotoelektrik Etki demiş ve bu nedenle de fizik kitaplarını tamamen değiştirmiştir. Nobel Ödülü Einstein’a Fotoelektrik Etki denen bu çalışmasına verilmiştir. Einstein’ın Genel ve Özel Görecelilik teorisi çok fazla kuramsal bulunduğu için Nobel Komitesi tarafından bu çalışmalar göz önünde bulundurulmamıştır. Einstein, Nobel Ödülünün bir kısmını da boşandığı eski eşine vermiştir.  Einstein, Fotoelektrik Etki denen Teorisinde Max Planck’ın ‘’h’’ denilen sabitinden yararlanmıştır. Planck, ‘’h‘’ sabitini  6,626.10-34   olarak  hesaplamıştır. Fotoelektrik Etki Teorisi şöyle izah edilir; Herhangi bir dalga boyundaki ışık bir metal levhaya çarptığında bu metal levhadan bir elektron koparır. Ama bu elektronun koparılması için de bu ışığın enerjisinin çok yüksek olması gerekmektedir. Örneğin; bir morötesi ışık bir kırmızı ışıktan daha fazla enerjik olduğu için morötesi ışık bu elektronu koparabilir. Kırmızı ışığın ise bu elektronu koparmaya gücü yetmemektedir. O zamanlar ışığın dalga boyunda olduğu bilinmektedir. Ama Işık dalga boyunda olduğu zaman metal levhadan elektron koparılmayacağı o zamanlarda teorik olarak hesaplanmıştır. Einstein, eğer ışık metal levhadan bir elektronu koparabiliyorsa o zaman ışığın dalga boyu biçimi hatalı olmalıdır demiştir. Einstein bunu düzeltmek için de Işığın foton denilen parçacıklarla taşındığını belirtmiştir. Daha sonra ise Einstein, ışığın metal levhadan elektron koparabileceğini teorik olarak da ispatlamıştır. Bu teoriye göre de; Bir foton bir metal levhaya çarptığında metal levhadaki elektronlara enerji yükleyerek bir üst yörüngeye çıkmasını sağlar. Eğer bu fotonun enerjisi çok yüksek olursa elektron metal levhadan da ayrılabilir. Bunun olması için de ışığın morötesi şekli olmalıdır.  Fotoelektrik Etki, bir bilim adamı tarafından da ispatlanarak Einstein’ın bir kere daha doğru söylediği kanıtlanmıştır. Einstein’ın Fotoelektrik Etki teorisi Kuantum Mekaniğine yapılan en büyük katkıdır. Şu an kullanılan Manyetik Rezonans görüntüleme sisteminin ve Pet taramasının bize oldukça büyük faydası bulunmaktadır. Bu teknolojiler bizim defalarca muayeneye girmemize engel olarak bizim için çok büyük faydalar sunmaktadır. Bunların işlemesi de Kuantum Mekaniği sayesinde mümkün oluyor. Ayrıca bugün kullanılan bilgisayar çiplerinin üretiminde de Kuantum Mekaniği kullanılmaktadır. Eğer bugün çok hızlı bilgisayarları kullanabiliyorsak bunlar hep Kuantum Mekaniği sayesinde mümkün oluyor. Bugün ise Kuantum Mekaniği başarısını katlayarak geleceğe yol almaktadır. Bu teknolojiyi tetikleyen ise Max Planck ve Einstein’dır. Einstein daha sonra Bohr tarafından ileri sürülen Kuantum Mekaniğinin atom seviyesine indirgenmiş haliyle ilgilenmiştir. Ama Einstein’la Bohr arasında bu konuda tatlı bir atışma yaşanmıştır. Bu atışma Einstein’ın Bohr’a ‘’Tanrı zar atmaz’’ demesiyle başlamıştır. Bu da Einstein’ın Bohr tarafından ileri sürülen Kuantum Mekaniğinin yeni versiyonuna şüpheyle yaklaştığının bir göstergesidir. Ama Bohr’da Einstein’a Tanrının zar atıp atmayacağını sen bilemezsin diyerek Einstein’a karşı kendi Kuantum Mekaniğini savunmuştur. Bence Einstein’ın bunu söylemesinin temelinde kendini büyütme ve yüceltme yatmaktadır. Einstein, Evrende solucan deliklerinin olabileceğini ve bunun da Matematiksel denklemini öğrencisi Nanth’la birlikte oluşturmuştur. Bu solucan deliklerinin bilim camiasındaki adı ise, Einstein-Rosen köprüsüdür. Einstein, ışığın dışarıdan uyarılabileceğini söylemiş ve de şimdi kullandığımız Lazerin bulunuşu da Einstein’a aittir. Einstein’ın Buzdolabını belki de duymuşsunuzdur! Einstein, zamanın buzdolaplarının çok yavaş soğuttuklarını gözlemlemiş ve bu sorunu aşmak için de buzdolaplarında soğutucu gaz olarak Bütanın kullanılabileceğini bir proje olarak oluşturmuştur. Daha sonra da Einstein bu projenin patentini almıştır. Bilindiği üzere Bütan, gazlar içinde çok hızlı buharlaşan bir kimyaya sahiptir. Buzdolaplarındaki soğutma teknolojisi de buharlaşma esasına dayanmaktadır. Kısacası bir gaz ne kadar hızlı buharlaşırsa etraf o kadar hızlı soğur. Buda buzdolaplarının çok hızlı soğutması demektir. Örneğin, bu olayı önce bütan gazını sıvılaştırıp daha sonra bu sıvı bütanı bakır veya herhangi bir metal kaba döktüğümüzde görebiliriz. Sonuçta ise, sıvı bütan hemen buharlaşacaktır. Ama çok daha hızlı buharlaşmasını istiyorsak, bu kaptaki sıvı bütana üflememiz yeterlidir. Sonuçtada bu metal kap buzla kaplanacaktır. Bu proje ileriki zamanlarda uygulandı mı bilinmiyor ama Einstein’ın bu projesi Patent ofisinin tozlu raflarında durmaktadır. Einstein son yıllarında Elektromanyetik kuvvetle Yerçekimini birleştirmeye çalıştı. Yani bugün Büyük Fizik Teorisyenlerinin peşinden koştuğu Büyük Birleşme Teorisinin önünü açan ilk insandır. Einstein bu birleştirmeyi yapamadan 1955 yılında Abd’deki Brooklyn Yahudi Hastanesinde öldü. Einstein öldüğünde beyni açılmış ve beynin Matematikle ilgili lobu Normal İnsanlara göre daha büyük olduğu anlaşılmıştır. Fiziğin devi olan Einstein, bize Evrenin o karmaşık yüzünü kolayca anlayacağımız bir şekle çevirdi. Einstein’a İsrail tarafından Cumhurbaşkanlığı talebi iletilmiş ama Einstein bu isteği kabul etmemiştir. ABD 2.Dünya savaşına girdiğinde gemileri Alman denizaltıları ve Manyetik bombalar tarafından büyük bir yara almıştı. ABD başkanı Roosevelt tarafından Einstein’a bu Manyetik bombalardan nasıl kurtulabiliriz diye danışılmış ve Einstein’da bunun bir Matematik hesabının olmadığını bunun deneme yanılma yoluyla çözülebileceğini söylemiştir. Çözüm yollarını şöyle sıralamıştır: Geminin etrafı Manyetik bir sargıyla sarılacak ve bu sargıya elektrik verildiğinde büyük bir Elektromanyetik kuvvet elde edilebilinir. Böylelikle de Manyetik bombalar yapışamaz birbirlerini iteklemiş olurlar diyerek Einstein, ABD hükümetine destek olmuştur. Şu anda insanoğlunun kullandığı Gps, Einstein’ın bize armağanıdır. Gps yer belirleme sisteminin yeryüzündeki herhangi bir noktayı belirleyebilmesi için 4 adet uyduya ihtiyacı vardır. Bu uydular her saniye Einstein’ın Genel Görecelilik denklemini kullanıyor. Genel Görecelilik Teorisinde belirtildiği üzere Kütlenin uzağında zaman daha hızlı geçmektedir. ABD tarafından araştırılan bu konu Legos 1 ve Legos 2 uyduları tarafından da doğrulanmıştır. Yine sırf Einstein’ın denklemlerini çökertmek için 10 milyar dolara Cern denilen bir makine kuruldu. Cern de Protonlar ışık hızının ancak %99’una ulaştırılabilindi. Bu parçacıklar ışık hızına ulaştırılamadı. Nedeni ise, Einstein’ın belirttiği üzere kütlesi olan bir cisim hiçbir zaman ışık hızına ulaşamaz. Çünkü bir cisim hızlandığında kazandığı kinetik enerji kütle artışı olarak cisme geri dönüyordu ve cisim olduğundan daha fazla ağırlaşıyordu. Örneğin çok büyük cisimler Uzayı çok fazla eğeceği için üzerindeki yerçekimi kuvvetide çoktur. Uzaydaki Karadelikler ise, bu tanımdan hareketle çok büyüktür ve yerçekimleri de çok kuvvetlidir. Eğer, İki Karadelik çarpışacak olursa yerçekimi dalgaları Uzayda yankılanır. Bilim adamları bu yerçekimi dalgalarını bulmak için Hannover’da bir Yerçekimi Dalga Tespit İstasyonu kurdu. Bu yerçekimi dalgaları çok küçük ölçekte olacağı için örneğin atom boyutunda olacağı için, Bilim adamları bu istasyondaki Lazerlere güveniyor. Lazerler ise, bu çok küçük olan atom boyutundaki yerçekimi dalgalarını bularak bir esneme oluşturacak. Ama şu ana kadar bu yerçekimi dalgaları bulunamadı. Ama Bilim Adamları 2014 yılında Uzaya Lisa adında 3 adet Yerçekimi Dalga Reseptörünü göndererek bu sayede Yerçekimi dalgalarını bulma peşinde. Lisa adındaki 3 adet Yerçekimi Dalga Reseptörü şöyle çalışacak: Dalga Reseptörleri aralarında lazer kullanarak Uzayda üçgen oluşturmak suretiyle birleşecek ve Dünyayla birlikte ilerleyerek Dünyanın Güneş Etrafındaki yörüngesini takip edecek. Daha sonra da Dalga Reseptörleri, lazerleri yardımıyla Dünyanın Uzayda yarattığı eğriliği hesaplayacak. Böylelikle de Einstein’ın Yerçekimi Denklemi doğrulanmış olacak. Bir de Einstein’ın ünlü denklemi E=mc2 formülü, Atom fiziğiyle uğraşan bilim adamları tarafından denendi. Bütün denenmelerde de bu denklem doğru çıktı. Daha sonra da bu formülün belirttiği üzere Enerjinin Maddeye dönüşümü ilkesi Cern’deki LHC(Büyük Hadron Çarpıştırısı)’de sınandı. Burada da bu dönüşümün olabileceği kesinliğe kavuştu. Bu da Big Bang’in gerçektende İnsanoğlunun en büyük başarısı olduğunu gösteriyor. Einstein bütün düşüncelerinde hep haklıydı. Hala da haklılığı devam etmektedir. İnsanoğlu Einstein’ın denklemlerini her zaman denemiş ama sonuçta Einstein’ın denklemleri her zaman doğru çıkmıştır. Einstein’ı zafere ulaştıran ana etmen ise, Mantığını Matematikle birleştirmesiydi. Hatta bu yüzden de Einstein’ın saçları bembeyaz olmuştur. Düşünerek kilo veren iki insan tanıyorum; Bunlardan biri Isaac Newton diğeri ise Einstein’dır. Eğer, Einstein yaşamış olsaydı ben ona şu soruyu sorardım: Teorilerin hakkında nasıl bu kadar emindin?

Saygılarımla…

Sait Saatcigil

İlgi Alanı: Fizik, Teknoloji

Lakabı: Fiziğin Şahı

İletişim:

Eposta: ssaatcigil@mynet.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s