GELECEĞİN ASANSÖRLERİ

Yayınlandı: Şubat 14, 2012 / Sanayi

                Arkadaşlar, Asansörleri tarihi gelişiminde inceleyerek gelecekte ne gibi Asansörler olacak onları tahmin etmeye çalışacağız. Örneğin Asansörler icat edildiğinden bu yana biz, şu soruya cevap arıyoruz? Bu soruyu söylemeden önce de bu sorunun bence gerçekten yüzyılın devrimci sorularından biri olduğunu söyleyebilirim. Peki bu soru nedir? Bu soru, çok daha fazla kişiyi çok daha hızlı nasıl taşıyabiliriz sorusudur? Ne kadar kısa değil mi? Ama cevabı hala bulunamadı ve de bu sorunun cevabı için milyonlarca dolar arge programlarına gereksinim vardır. Ama ilk önce Asansörler tarihi nasıl başladı, ona bir bakalım? Asansör tarihi bence Amerikalı Otis’le başladı. Otis sanıldığı gibi büyük bir insan değildi. Ne bilim adamı, ne mühendisti. Otis sadece bir makinistti. Otis, Asansörleri güvenli yaparak iyi bir pazarlamayla kalabalıkları etkiledi. Otis’in ilk Asansörü yük Asansörüydü ve bu Asansör buharla çalışıyordu.  Çünkü; o zaman hareketi, mekanik enerjiye çevirmek için tek kaynak buhardır. O zamanlarda sanayi tipi yük asansörü kullanılıyordu ve asansör evlere girmemişti. Sanayi tipi Asansörlerde güvenlik önlemi olarak da sadece halat kullanılıyordu. Eğer halat kopacak olursa asansöre binen insanlar düşüp ölüyordu. Elisha Otis bu yük asansörüne çarklar takarak asansörün düşüşünde sistemin bu çarklara takılarak durmasını sağlayan bir sistem geliştirdi. İlk güvenli asansöre de kendisi binerek bütün kalabalığın önünde kendisini yüksekten bıraktı. Bu sistem tam Elisha Otis’in istediği gibi bir sonuç verdi. Daha sonra Otis kalabalığa seslenerek, bakın güvenli beyler bakın güvenli demiş. O zamanlarda Amerikalı bir mimar tarafından tasarlanan 1,5 km’lik Illinois kulesi güvenli asansörün yokluğu nedeniyle inşa edilmesi imkânsız gözüyle bakılıyordu. Asansörün olmaması nedeniyle o zamanlarda çıkılan maksimum yükseklik 5 kattı. 5 katın üstüne çıkmak için bir insan gücü yetmiyordu. Ama, Elisha Otis geldi ve daha sonra bizi aynı Süperman’in yaptığı gibi havaya kaldırarak bulutların üstüne çıkarttı. Otis’ten sonra bayrağı oğulları aldı ve Hidrolik Asansörleri piyasaya sürdüler. Hidrolik Asansörlerin bilindiği üzere işletme maliyeti düşüktür. Bu Asansörler piyasada hemen kabul gördü. Daha sonra 1903 yılında ilk Elektrikli Asansörler ortaya çıktı. Bu Asansörlerin ilk kullanım yeri ise, Newyork oldu. Newyork’taki Woolworth Building binası, Dünya’daki ilk Elektrikli Asansörlerin kullanıldığı yerdir. Hala da bu Asansörler bu binada kullanılmaktadır. Çok yavaş da olsalar bu Elektrikli Asansörler, Woolworth Building binasından yukarılara çıkarken çevrenin güzelliğini tattıra tattıra bu Asansöre binen kişilere göstermektedir. Dünya ölçeğinde düşünecek olursak, Illinois kulesi gibi gökdelenler artık çok basit hale geldi. Size sorsam gökdelenlerde artık yükseklik sınırı var mıdır diye acaba ne derdiniz? Fizikle uğraşan birisi olarak ben bu soruyu şöyle cevaplıyorum; İnşaatlarda kullanılan çeliğe dayanıklılık katacak şekilde şekil vererek ve bunu dayanıklı betonla da desteklediğimizde gökdelenleri uzaya kadar yükseltebiliriz. Burada bu konuda önemli bir bilgiyi vermekten geçemeyeceğim; Amerika’nın İkiz kuleleri yerine İnşa edilen Yeni İkiz Kulelerin çekirdeğinin daha sağlam olması için süper çeliğin üstüne normal betondan 3 kat daha güçlü yeni bir beton kullandılar. Bu betona Amerikalılar sıvı çelik diyor. Nedeni ise bu betondan gösteri amaçlı olarak hazırlanan küçük bir beton bloğun 1000 kadar işçiyi taşıyabilmesi. Bu betonun yapılışında ise suyu çok az kullandılar ve kimyasalları daha çok kullanarak bu dayanıklılığı elde ettiler. Hatta bu Yeni İkiz Kulelerin girişi o kadar güçlü ki, bir kamyon patlayıcı patladığında bile bu girişe hiçbir şey olmuyor. Bu Yeni İkiz Kulelerin merkez binası anten yüksekliği dâhil 541 metre olacağı belirtiliyor. Yeni İkiz kulelerin ise 2013’de bitirileceğine de kesin gözüyle bakılıyor. Konumuza gelecek olursak şu an kullanılan Asansörler Otis’in Asansörlerinden çok daha güvenli ve düşme olasılığı 1/12.000.000’dir. Ama, kullanılan teknoloji tamamen Otis’in icat ettiği güvenlik teknolojisidir.  Şu an kullanılan Asansörlerin düşmesi imkânsızdır. Niye derseniz? Hızla giden Asansör motorun emniyet çarkında merkezkaç etkisi yaratıyor ve hemen dişliler kilitleniyor. Ayrıca 4 adet kalın çelik tel oluyor ve bu teller Asansörün düşmesini imkânsız hale getiriyor. Otis’in ilk Asansörü Newyorkta kullanıldı. Newyork’un gökdelen şehri olmasında Otis’in Asansörlerinin büyük önemi vardır. Böylelikle Asansörler sayesinde Newyork’un gökdelenlerinin yüksek katlarına çıkılacak ve bu katların fiyatı artacaktır. Şu an Asansörler Otis’in Asansörlerinden çok daha yol kat etmiş, enerji tasarruflu, kendi elektriğini üreten, çok hızlı ve kapasitif oldu. Otis’in Asansörleri şu an adeta hızla anılıyor. Hız kavramı; Ünlü Fizikçi Albert Einstein’ın E=mc2 formülü sayesinde anlaşılabilmiş ve Evrende son hız,  Işık hızı olduğu kesinlik kazanmıştır. Herhalde ileriki zamanlarda hız olarak o kadar yükseklere çıkamasak da kaydedeğer bir hız patlaması yaşanabilir. Örneğin, fizik kanunlarına göre bir cismin hızlanabilmesi için Güç / Ağırlık oranı yüksek olmalıdır. Burada yeri gelmişken Dünya’da İnsan yapımı en yüksek hız Voyager 1’e aittir. Voyager 1, saniyede 18 km hız yapabiliyor. Bu hızla Dünyanın çevresini 37,037 dakikada dolanabiliriz.  Bu hızla en yakın gezegen olan Gliese 587 D Gezegenine ise 350.000 yılda varabiliriz. Konumuza gelecek olursak;  Asansörü ne kadar hafif malzemeyle yapıp gücü de olağanüstü bir şekilde arttırırsak, bence Asansörlerin çıkamayacağı hızlar yoktur. Ama, gücü dolayısıyla hızı arttırabilmek için Asansör Tahrik Sisteminin Doğru Akım Motoru(DC) olması gerekiyor. Nedeni ise; DC motorun çok güçlü, çok verimli ve daha sağlıklı olmasıdır. Edison’ın icat ettiği DC motorun verimi ve gücü ABD bilim adamlarınca kanıtlanmış ve bu bilim adamları tarafından şu an kullanılan Jeneratörlerin çoğu DC’ ye dönecek deniyor. Güneş Panellerinin de DC akım üretmesi isteniyor ama bu seçenek olmadığı için Güneş Panelleri AC üretiyor. AC’den DC ürettiğimizde ise tabii ki verim düşüyor. Bilinen tüm elektronik eşyalar örneğin ütü, DC akımla çalıştığında daha performanslı ve daha sağlıklı çalışıyor. Hem DC akım AC akım gibi insanı da çarpmıyor. DC akımın niye kullanılmadığı ise; bu akımın uzun mesafelerde veriminin çok düşmesidir. İşte burada Teslanın AC akımı işe dâhil oluyor. Sonuç olarak DC motor sayesinde Asansörler çok hızlı olacak ve ilerde İnsanoğlunu ancak ışık hızı durduracak gibi görünüyor. Asansörlerin hızla birlikte yolcu taşıma kapasitesi arttı ve daha sarsıntısız hale geldi. Örneğin, Burj Dubai’de kullanılan Asansörler sn 17,77 metre hızla giderek Dünyanın en hızlı Asansörü ünvanını elinde tutuyor.  Burj Dubai’de 53 tane Asansör var. Bu Asansörün 1 tanesi 46 kişiyi taşıyabiliyor. Bu ünvanı yine şu an en yüksek 2. Gökdelen Taipei 101’den almıştır. Taipei 101’de ise Asansörler sn. 16,83 metre hız yapıyor.  Taipei 101’de kullanılan Asansörler 84.kata 37 saniyede çıkıyor. Bu binada 67 tane Asansör var ve 34 tanesi çift katlıdır. Bu Asansörler saatte 64 km hız yapabiliyor.  Taipei 101’deki Asansörler çok sarsıntısız ve çok hızlıdır. Bu asansörler herhangi bir depremde en yakın katta durabiliyor. Bu asansörler en aşağıdan en tepeye 43 saniyede çıkıyor. Bu Asansörlerde Dünyanın en ileri fren teknolojisi kullanılıyor; Taipei 101’in Asansörlerinde Seramik diskli frenler bulunuyor. Seramik diskli fren teknolojisi sayesinde Asansörlerin fren balataları, saatte 76,5 km hızla giden 20 tonluk bir yükü 40 metre içinde durdurabiliyor. Bu teknoloji şöyle işliyor; Asansörün herhangi bir kablosu kopacak olursa Silikon nitrattan yapılan 2 seramik balata çelik rayları kavrıyor. Burada kullanılan seramik balatalar 1000 dereceye kadar dayanabiliyor. Bu da erimiş lavla aynı sıcaklıktadır. Diğer önemli bir avantajı ise, bu seramiklerin yangın ihtimalini düşürmesidir. Disk frenlerini ilk araştıran otomobil firması, Porche’dir. Döküm metalik fren diskleri çok ısınıyor ve performansı çabuk bozuluyor. Ama, seramik diskli frenler daha az ısınıyor ve ne kadar çok fren yapılırsa o derece de performansı artıyor. Böylelikle daha kısa mesafelerde spor arabasını durdurabiliyor. İşte bu teknoloji kendini Nasanın kullandığı Uzay mekiklerinden aldı. Burada şöyle bir şey söylesek herhalde yerinde olur; İyi ki seramik var. Amerika’nın en yüksek binası olan Chicago’daki Sears Kulesi 110 katlı bir binadır. Kullandığı Asansörlerin hızı tam olarak dakikada 500 metredir. 103.katta bulunan Skydecke bu Asansör 70 saniyede çıkıyor. Saniyede ise iki kat geçiyor yani hızlanıyor. Dünyanın en hızlı Asansörü Burj Dubai de olabilir ama ondan daha hızlı Asansörde yerin altında altın madeninde her gün işçi taşıyor. Dünyanın En Derin Altın Madeni de olan bu madenin adı Mponeng madenidir ve yerin 4 km altındadır. Bu maden Güney Afrika’daki Johannesburg’a 1 saat mesafede bulunuyor. Dünyanın En Uzun Asansörleri de bu madende bulunuyor. Bu Asansörler 20 mıles uzunluğunda ve saatte 65 km hızla ilerliyor. Bu asansörler 120 madenciyi de taşıyabiliyor. Bu asansörlerin bir tanesi ise 50 ton ağırlığındadır. Bu asansörlerin 4 km derinliğe inmesi 1,5 saat sürüyor. Diğer bir devrim ise Enerjide geldi. Asansörlerin kullandığı enerji miktarında da teknolojik anlamda büyük ilerlemeler kaydedildi. Asansörler artık elektriğini kendisi üreten ve daha az elektrik harcayan bir yapıya kavuştu. Örneğin; Çin’deki Pearl Nehri kulesindeki Asansörlerde yenileyici motor denilen yeni bir teknoloji kullanılıyor. Bunlar bir Asansörün tükettiği elektriği %75’lik bir orana kadar geri dönüşümden geçirebiliyor. İleri Teknoloji Asansörlerin kapasitesini de olağanüstü arttırdı. Örneğin Şangay’a UTM adında 118 katlı Dünyanın En Uzun 4.Gökdeleni yapılıyor. Uluslararası Ticaret Merkezine kısaca Çin’de UTM deniliyor. UTM binasında kullanılan teknoloji Asansör teknolojisinde çığır açtı. Buradaki Asansörler her gün 30.000 kişiyi taşıyor. Bu Asansör teknolojisini üretenler ise Şanghaylı mühendislerdir. Bu Asansörler, Otobüsler ve Metrolardan ilham alınarak yapıldı. Bu teknoloji şöyle işliyor, Otobüslerde kullanılan 2 katlı otobüs teknolojisi Asansörlerde kullanılarak yer israfı sağlandı. Böylelikle Asansör sayısı artmayarak Asansörlerde daha çok kişi taşınabiliyor. Ayrıca Metrolarda kullanılan haritalama sistemi de bu Asansörlerde kullanıldı. Buna göre Asansörlere artık İnsanlar direktif veremeyecek. Biz sadece Asansöre nereye gideceğimizi söyleyeceğiz ve Asansörde bizi oraya yönlendirecek. Hong Kong’daki Asansörler bu sistemle hareket ediyor. Bu teknolojiyi üreten ise, Schindler firmasıdır. Asansör teknolojisi bir yeniliğe daha imza atarak adeta Asansörü yeniden tasarlıyor.  Bu çok ileri teknolojide Asansörü çeken Çelik kablolar yok. Nedeni ise Çelik kabloların ağırlığı ve esnedikçe daha fazla ağırlaşmasıdır. Bu yeni nesil çığır açan teknoloji de Çelik kablolar yerine Lineer Motorlar bulunmaktadır. Lineer motorların diğer bir adı da Manyetik kaldırma teknolojisinin kısa adı olan Maglevdir. Hepimiz Maglev ismini Japon Hızlı Trenleri sayesinde duyduk.Bu teknolojinin gelecekte bütün taşımacılık sisteminde kullanılması için Amerika’daki General Atomics şirketi araştırmalar yapmaktadır. Örneğin bu teknolojinin ilerde yeraltı metro ve  tramvaylarda  uygulandığını görebiliriz.  Bu teknoloji ise, kendini hız trenlerinde kanıtladı. Neden bu teknoloji Asansörlerde uygulanmasın?  Örneğin Asansörlere entegre edilmiş bu Lineer motorlar Asansörü sadece dikey değil de her yöne doğru götürebiliyor. Böylece de oldukça esnek hareket kabiliyeti sağlanmış olunuyor. İşte bu teknolojiler Şanghay’daki Extopia gökdeleninde bulunacak. Extopia gökdeleni bitirildiğinde ise, 1,5 km yüksekliğiyle Dünyanın en yüksek gökdeleni olacak. İleri teknolojide ise şu an için son sınır, Japonların Uzay Asansörü projesidir. Bu projede ise,  Karbon Nanotüplerin kullanılacağı belirtiliyor. Çelikten 10 kat daha dayanıklı ve de hafif olan  Karbon  Nanotüplerin uygulama alanı bulamayışının nedeni ise,  çok pahalıya mal oluyor oluşudur. Örneğin, Karbon  Nanotüpün 1 Gramının fiyatının 2000 dolar olduğu belirtiliyor. Bu malzeme özellikle Uzay Asansörünün yapılmasında kilit rol oynamaktadır. Karbon Nanotüpler kullanılarak Uzaya insan taşımak fikri ilk defa Arthur C.Clark adındaki bir bilim kurgu yazarı tarafından öne sürülmüş ve de daha sonra bu fikir Dünya çapında popüler  hale gelmiştir. Bu fikrin gelecekte olabileceğini ise Arthur C.Clark, ta o zamanlar kendi kitabında açıklamıştır. Daha sonra da bilim adamları bu maddenin üzerine gittiklerinde çok daha fazla şeyler keşfediyorlar. Örneğin çelikten 10 kat daha fazla dayanıklı olması ve de enerjiyi de çok iyi depolayabilme becerisidir. Karbon Nanotüpler kısaca şöyle ifade edilebilinir. Bu madde Grafene benzemekle birlikte yapısal olarak çok farklı özellikler sunmaktadır. Örneğin bu madde sentetiktir yani yapay, bunu biz yapıyoruz, doğada ise böyle tüp şeklinde bir yapı bulunmamaktadır. Grafen ayrıca tek katmanlı ve de 2 boyutludur ama Nanotüpler 3 boyutlu ve de 2 katmanlıdır. Konumuza dönecek olursak,  alanında bir devrim olan bu yeni taşımacılık sistemi şöyle çalışacaktır:  Karbon Nanotüpler ince bant haline getirilerek Uzaya çıkartılacak ve de daha sonra da bir lazer itki Asansörü, bu bant üzerinden Uzaya çıkartılıp Uzaydaki yerine yerleştirilecek. Daha sonra ise Uzay taşımacılığı için bir düğmeye basmamız yeterli olacaktır. Bu sayede ilk durak Uzay son durakta Ay veya Mars diyebileceğiz. Bu teori Matematiksel olarak doğrulandı ve de olmaması için de hiçbir sebep yoktur. Neden yapılmadığına gelecek olursak, Nanoteknoloji ile üretilecek Nanotüplerin üretilmesinin çok karmaşık bir teknolojiye sahip olmasıdır. Dünyada laboratuvarlarda üretilen Nanotüplere rastlıyoruz ama bunu şu an çok verimli bir miktarda üretmeyi bilmiyoruz. Örneğin bir örnek vermek gerekecek olursak, Dünya ile bilye arasındaki fark neyse işte Nano ile metre arasındaki farkta aynıdır. Bu ise bizim çalışmamızı önemli ölçüde etkiliyor. Çünkü bu kadar bir küçüklükte herşey çok hassaslaşıyor. Aslında bunu yüzyıllar önce doğa çözmüş ve de bunu muazzam verimlilikte devam ettiriyor. Ama biz ise bunu, şu an doğanın yaptığı gibi yapmayı bilmiyoruz. Eğer böyle bir şey gerçek olursa, yani büyük miktarlarda Nanotüpleri üretmeyi öğrenecek olursak, bu Uzay taşımacılığında bir devrim olacaktır. Nedeni ise artık çok pahalı olan roket itmeli motorlara ihtiyaç duymayacağız. Böylelikle daha hızlı ve daha ucuz olan bir Uzay taşımacılığı teknolojisine adım atmış olacağız. Şu an Amerika’da Üniversite Öğrencileri bunun ilkel bir versiyonuyla yarışmalar yapıyor. Bu yarışmada Güneş Enerjisiyle havaya doğru hareket edebilen Asansörler yarışıyor. Olmaz demeyin; ama teknolojide ve bilimde sınırlar kalkmış durumda. Bu yarışmada önemli bir mesafe kat edemeselerde belki de bu bizim Uzaya Asansör yerleştirmemizin başlangıcı olabilir. Görüldüğü üzere teknolojiyi Otis, Thyssen Krupp, Schindler gibi dev Asansör firmaları belirliyor. Ama, Otis ve Thyssen Krupp gibi firmalar hız, yolcu kapasitesi, konfor, sarsıntısızlık üzerine teknolojik atılım yaparken Schindler daha çok 2 katlı otobüs teknolojisinde olduğu gibi kapasite, yol trafik teknolojisine yüklenmiş durumdadır. Eğer Asansörler dikey değil de her yöne gidebilirse bu, Asansör teknolojisinde çok büyük bir sıçrama ve ileriye doğru büyük bir atılım olacaktır. Bence Asansörler sadece dikey değil de her yöne gitmesi gerek. Böylelikle Asansörler daha çok işlevsel hale gelecek. Bu teknolojilerle birlikte Geleceğin Asansörlerinin Otis’in bıraktığı bayrağı daha da ileriye taşıyacağına hem fikirim. Şu an kullanılan teknolojileri değerlendirdiğimizde, Asansörlere bence hızlı tren gözüyle bakılıyor. Geleceğin Asansörlerinin hızlı tren gibi hızlı, metrolarda kullanılan trafik ağı gibi işlevsel, daha çok yolcu alan fütürist bir taşıt olacağını tahmin ediyorum. Gökdelenler bu konuda büyük paya sahiptir. Bu gökdelenler Asansör teknolojisini görülmemiş bir sıçrama yaptırarak insanın doymaz bilmez araştırma iştahını adeta roketledi. Türkiye’de pek göremediğimiz; ama Dünya’da oldukça yaygın olarak görülen Hidrolik Asansörleri burada tanıtmadan geçmek istemedim. Hidrolik teknolojisi bence yük için biçilmiş kaftandır. Dünya’da kaldırılması imkânsız görülen yükler hidrolik teknolojisiyle kolaylıkla kaldırılabilinmektedir. Hidrolik Asansörlerin Elektrikli Asansörlerin gerisinde kalmasındaki ana etmen bence: yüksek hız ve yüksek mesafelere çıkamamasıdır. Eğer, Hidrolik Asansörleri daha seri bir şekilde çalıştırmak istiyorsak bu Asansörleri Biriktirici denen bir teknolojiyle birlikte kullanmamız gerekiyor. Biriktirici, 19.yüzyılda yaşamış olan William George Armstrong tarafından icat edildi. Bu cihaz sayesinde basınç biriktiriliyor ve ihtiyaç olduğu zaman kullanılabiliyor. Yani kısaca bu cihaz basıncı depoluyor. Mesela, Hms Illustrıous Uçak Gemisinin Hidrolik Asansörlerinde bu biriktiriciler kullanılarak Hidrolik Asansörlerin yavaşlık sorunu aşılmış ve Hidrolik Asansörlerin çok yükseğe çıkması sağlanmıştır. Bu gemide 2 adet devasa hidrolik asansör var ve bu asansörler 70 ton kaldırabiliyor. Bu asansörler geminin hangarlarıyla güverte arasındaki üç katı 36 sn’yede geçebiliyor. Bence Dünyanın bir numaralı Hidrolik Asansörleri Hms Illustrıous Uçak Gemisinde bulunuyor. Nedeni ise, Hidrolik Asansörlerin bu yükü bu yüksek hızla kaldırmasının ilk ve ulaşılamaz olduğu yer, Hms Illustrıous Uçak Gemisidir. Bu asansörlere turboyu ise, biriktirici denen bu cihaz takmıştır. Ama, şu an biriktirici teknolojisi Hidrolik  Asansörlere adapte edilmemiş durumdadır. Şu an kullanılan Hidrolik Asansörlerin ise, kurulum süresi düşük, yük taşıma kapasitesi yüksek ve seviyeleme hassasiyeti de yüksektir. Ama; önemli sakıncaları arasında ise, Hidrolik Asansörlerin en fazla 7 kata kadar çıkabilmesi, hız olarak en fazla saniyede 1 metre yapabilmesi, maliyetinin ise yüksek olması, enerji tüketiminde de Elektrikli Asansörlere göre daha fazla harcaması gibi nedenler gösterilebilinir. Eğer hız önemli bir engel değil ve yaptığımız apartman 7 katlıysa Hidrolik Asansörleri kullanabiliriz. Ama, Maliyet ve Enerji gibi etmenlere bizim olmazsa olmazımız diyorsak, ki benim için bu etmenler olmazsa olmazdır, Elektrikli Asansörler yük taşıma dışında her yönden Hidrolik Asansörleri geride bırakıyor. Ama, ilerde biriktirici teknolojisi Hidrolik Asansörlere adapte olur ve bu da Konut ve Gökdelenlerde kullanılabilecek seviyeye ulaşırsa işte o zaman Hidrolik Asansörler Elektrikli Asansörlerle rekabet edebilir.  Şimdiye kadar hep Gökdelenlerdeki Asansörleri inceledik; ama kişiye özel mekânlarda örneğin Yalı veya Villalardaki Asansörler bu gibi Asansörler olamayacağı kesindir. Çünkü, En konforlu Villalar 3 veya 4 katlıdır. Bu gibi yerlerde Pinömatik Vakum Tüplü Asansörler kullanılıyor. Bu asansör teknolojisini Arjantinliler icat etmiştir. Bu teknoloji havası alınmış bir boruda hareket eden asansörlerden ibarettir. Asansörün en altında türbin bulunuyor ve bu türbinin yarattığı hava basıncı sayesinde bu asansörler adeta havada uçarak ilerliyor. Bu asansörler ise sadece 3 kata çıkabiliyor. Daha yüksek katlara çıkamamasının nedeni ise bu asansörün alt bölümünün ince olmasıdır. İnce malzeme çok fazla basıncı kaldıramayacağı için 3 kat bu asansörler için maksimum yüksekliktir. Bu asansörü üreten küresel şirket ise Mainline İndustries’dir. Bu asansörler yavaş olmasına rağmen bu binalar için çok uygundur. Bu teknoloji Amerika’da hastanelerde kan taşımak için kullanılıyor ve çok verimlidir. Eskiden vakum tüplü borularla mektup taşındığı belirtiliyor. Bu asansörün en ilkel formu Newyork metrosunda kullanılmış; ama pahalı olduğu için metrolar tarafından dışarıya itilmiştir. İnsan taşıma deyince tabii ki Yürüyen merdivenleri burada söz etmeden geçemeyeceğim. Arkadaşlar; İnsan taşımada Yürüyen Merdivenler, Asansörlerden çok daha verimlidir. Çünkü, yürüyen merdivenler çok daha kişiyi taşıyabiliyor, çok daha güvenli ve de çok daha kapasitiftir. Mesela, elektrikler kesildiğinde yürüyen merdivenleri basamak olarakta kullanabiliriz. Ama, Asansörlerde bu durum söz konusu değildir. Yürüyen merdivenlerin en büyük dezavantajı ise, çok maliyetli oluşudur. Yürüyen merdivenlerin piyasada iki çeşidi bulunmaktadır, bunlar:  Yürüyen bant ve Yürüyen merdivendir. Yürüyen bantların çok daha maliyetli olduğu belirtiliyor. Yürüyen Merdiven ise, Jesse Reno adındaki Amerikalı bir mucit tarafından icat edilmiştir.  Yürüyen Merdivenlerin ilk kullanım yeri de Paris Dünya Fuarıdır. Dünya’daki En Uzun Yürüyen Merdiven, Süper Güç Amerika’nın Washington Metrosunda bulunmaktadır. Buradaki yürüyen merdivenin uzunluğu ise, 155 metredir. Yürüyen merdiven için en uygun eğim de 30 derece olarak belirtiliyor.  En kısa yürüyen merdiven ise, Japonya’da bulunmaktadır. Bunun uzunluğu ise, 83,4 cm’dir. Türkiye’de ise, Elektrikli Asansörler sektöründe en fazla Elektrikli Asansörlerin kayışlı versiyonu kullanılmaktadır. Bu asansörlerde ise, dişlisiz motorlar kullanılıyor. Bu kayışlı asansörlerin en önemli özelliklerini sıralayacak olursak:  Asansör Tahrik Kasnağının daha küçük ve de daha hafif oluşu, kullanılan kayışlar kevlar olduğu için klasik asansörlerde kullanılan çelik tellere göre bu malzemenin daha dayanıklı ve de daha uzun ömürlü olması ve de daha az bakım isteği vb.. gibi önemli artılardır. İşte Arkadaşlar, Geleceğin Asansör Teknolojileri böyle bir şeydir. Yazımı, 18. Yüzyılın akıllı kadınlarından olan Madam Necker’in şu sözleriyle bitirmek istiyorum: Yüksek doruklara kartallar gibi ulaşınız, Yükselmenin en şereflisi budur.

Saygılarımla,,,,

Ad Soyad: Sait Saatcigil

İlgi Alanı: Fizik, Teknoloji

Lakabı: Fiziğin Şahı

İletişim: ssaatcigil@mynet.com

Reklamlar
yorum
  1. yahoni38 dedi ki:

    Asansörlerle ilgili gelecekde nasıl bir teknoloji ile karşılaşacağız ayrıntı istiyoruz teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s