ENERJİ İÇİN HAMLE YAPMA ZAMANI GELMEDİ Mİ? 1.BÖLÜM

Yayınlandı: Şubat 18, 2012 / Sanayi

                  Arkadaşlar, Gelecekte Enerji çok önemli bir yere sahip olacak. Nedeni ise, 2050 yılında nüfusumuz 9 milyara çıkacak olmasıdır. O zaman gelmeden şu an elimizi çabuk tutarak fosil yakıtı çok düşük seviyelere indirerek, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından çok büyük miktarlarda enerji üretmemiz gerekiyor. Şu an ise, kullanılan Enerji Çeşitliliği bakımından %33’lük oranla Petrol birinci sırada, ikinci sırada Doğalgaz %25,üçüncü sırada ise Kömür %20 gibi bir kullanılma oranına sahiptir.  Yani  %80’lik kısım kısacası Fosil Yakıtlardır. Diğer %20’si ise,  Yenilenebilir Enerji Kaynaklarıdır. Gelecekte yani, 2050 yılında Fosil Yakıtların oranı %15’e düşmesi gerekiyor. Çünkü Fosil Yakıtlar Atmosferi kirletiyor ve de böylelikle Dünyanın ısısı artış göstermiş oluyor. Enerjide Dengede durmak yani Arz ve Talebi eşitlemek çok önemlidir. Ama bunu yaparken de Fosil yakıtları denklemimizde çok düşük bir oranda tutarak, diğerlerini yani Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını arttırarak yapmamız gerekiyor. Peki, bunu nasıl yapacağız? Bunu da tabii ki Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Jeotermal enerji, Rüzgâr Enerjisi, Güneş Enerjisi, Nükleer Enerji( şu an Dünya yüzeyinde Nükleer Enerjinin bütün Enerjiler içindeki oranı %9’dur ),Dalga Enerjisi, Hidroelektrik Enerjisi, Füzyon Enerjisi ve de Kinetik Enerji gibi enerji kaynaklarını kullanarak geniş ölçekli olarak üretim yaparak. Amerika ise zamanında bunu yaptı. Örneğin 1941’de ABD büyük ölçekli araba üretimi yaparak üretimini en yükseğe çıkardı. Daha sonra ABD 2. Dünya savaşında büyük ölçekli Savaş uçağı, Savaş gemisi ve Mermi yaparak bunu perçinledi. Daha sonra da ABD, daha büyük ölçüde Araba yaparak bu çıtayı  yukarılara taşıdı. Birleşik Devletlerin geniş ölçekli olarak ürettiği Araba gibi Rüzgâr Türbini yaparak veya kutu kola yapımında kullanılan Alüminyumun işlenmesi gibi Güneş Panelleri de böyle yapılabilinirse işte o zaman bu başarılabilinir. Örneğin bu heyecan verici üretim özelliğini Amerika’daki Trınıty Rüzgâr Türbinleri üreticisinde görebiliriz. Bu şirket ayrıca Dünyanın En büyük Rüzgâr Türbini üreticisidir de. Bu üretim oldukça da iyi kar bırakıyor. Örneğin bu şirketin net karı 400 trilyon civarındadır. Türbin bıçakları üretiminde de Amerika, Dünyada birincidir. Amerika’daki TPİ Composites firması, Dünyanın bir numaralı Türbin bıçağı üreticisidir. Amerika bunu isterse yapabilir ama önemli olan doğru şekilde mobilize olmaktır. Şu an Dünyanın En Büyük Enerji Tüketicisi de Amerika’dır. Nedeni ise de Amerikalıların her şeyinin büyük olmasıdır. Örneğin Araba, Ev vb. Ama, bu tüketimi düşürebiliriz. Nasıl mı? Tabii ki tasarruf yaparak. Mesela Normal bir Ampül 100 watt elektrik harcar ama tasarruflu bir ampül kullandığımızda bunu oldukça düşürebiliriz. Bu da %1’lik bir düşüş demektir. Bu da 1 adet termik santral anlamına geliyor. Dünyadaki enerjinin en büyüğünü Binalar harcıyor. Binaları daha tasarruflu hale getirebilirsek Enerjide büyük bir düşüş yaşanabilir. Amerika bunun için Empire State binasının camlarını değiştiriyor. Bu camlar Işığın girmesini sağlıyor ama sıcaklığın girmesini engelleyerek klimanın kullandığı enerjiyi daha da düşürebiliyor. Bu teknoloji ise şu şekilde işliyor: Camların arasına Güneşin ışığını tamamiyle alabilen ama ısıyı oldukça düşürecek şekilde içeriye alan ince film bir Güneş Teknolojisi konuluyor. Böylece binalar enerji bakımından da çok daha tasarruflu hale geliyor. Çinliler de  Dünyanın En Büyük 2.Enerji Tüketicisidir. Ama birey olarak normal bir Amerikalı ailesinden 5’de 1 oranda daha az enerji tüketiyor. Bu da Çinlilerin Amerikan Rüyası değil Çin Rüyasıdır. Nedeni ise, Çinlilerin Amerikalılar gibi büyük şeyleri olmamasıdır. Bu da enerjilerini önemli oranda düşürüyor. Çin’de çok yüksek siteler olmasına rağmen evler oldukça da küçüktür. Ayrıca Avustralya’da enerji  tasarrufu  için paçaları sıvamış durumdadır. Örneğin Avusturalyalı bir Bilim ve İnşaat Mühendisi olan bir kadın, gündüz çok fazla harcanan elektriğe bir çözüm bulabilmek için çok aynalı bir Güneş borusu teknolojisi kullanıyor. Bu Güneş borusu çok uzun süredir biliniyor ama bu Güneş borusunun içinden yoğunlaştırılmış ışık geçirilerek çok aynalı bir sisteme ulaşmasını sağlayan bir sistemi şimdiye kadar kimse düşünemedi. Böyle bir sistem, işyerlerimizdeki lambaları elektrik harcamadan da aydınlatabilecek. Böylelikle gündüz iş yerindeki lambaları yakmak için harcadığımız elektrikte sıfıra inecektir. Ama bu sistemde Güneş borusunun içinde yoğunlaştırılmış ışık kullanılmasının nedeni,  ışığın uzun mesafeler boyunca yol kat edememesidir. Yoğunlaştırılmış ışığın bu sistemde uygulanması ise, bir fizikçi tarafından küçük ayna parçacıklarına hassas açı verilerek bu parçacıkların da ince bir levhaya dönüştürülmesi biçimiyle olmuştur. Bu levha, Güneş borusunun Güneş alan kısmına yerleştirildiğinde ise, ışık bu levha olmadığı biçimine göre oldukça uzun mesafe yol kat etmiştir. Bu sayede hem elektrik maliyetine çözüm bulunmakla kalınmayıp hem de karbon salınımının düşmesi konusunda büyük bir adım atılmış olacaktır. Bu sistemi acaba Evlerde kullanabilecek miyiz? Bu sistem öncelikle John Deere fabrikasında kullanılıyor bile. Bu fabrika ayrıca da Dünya üzerinde en yeşilci bina olarakta seçilmiştir. Örneğin bu binada bu Güneş boruları kullanılarak, gündüz harcanan elektrik kullanımının oldukça düşürüleceği belirtiliyor. Ayrıca da bu binanın yanına Rüzgâr Türbinleri de kurularak binanın elektriği de böylelikle sağlanmış olacaktır. Bu binanın inşaasında ayrıca da geri dönüştürülmüş malzeme kullanılarakta kaynak israfının önüne geçildiğini burada belirtmekte fayda görüyorum. Bu sistemin farklı bir türü olan, Güneş ışığını depolayan plastiklerle de evimizde gündüz lambaları yakmak için harcadığımız elektriğe de bir çözüm bulabiliriz. Bu plastiklerin ise, özellikle renkli olmasına dikkat edilmiştir. Nedeni ise de ışığı depolayabilmesidir. Bu sistemde özellikle menekşe, yeşil ve de kırmızı renkler kullanıldı. Daha sonra da bu teknolojik plastikler, evin Güneş alan bir yerinden aşağı lambaların olduğu yere indirilerek, böylelikle lambalar yakılabilindi. Sonuçta ise,  lambalar elektrikle çalışan floresan lambalar gibi 75 watta yandı. Bu sistem görüldüğü üzere devrimsel bir teknoloji olduğu için de ileriki yıllarda bu sistemi evlerde kullanabiliriz.  Burada Abu Dhabi’de inşa edilen Masdar şehrini de anlatmadan geçemeyeceğim. Masdar kenti yeşilci teknoloji alanında düşünebileceğimiz herbir şeyi bünyesinde barındırıyor. Burada özellikle hiçbir vasıta olmayacağı sadece üretilecek bir teknolojik ve de opsiyonel bir trenin kentin ulaşımını sağlayacağı belirtiliyor. Abu Dhabi Kralı ayrıca da yeşilci teknolojide hedef olarak kendisine %100 oranını benimsemiştir. Özellikle Güneş Panelleri bu teknolojik hamlede büyük bir oranı temsil ediyor. Daha da başka örneğin Güney Kore’de inşa edilecek olan Saemangeum Şehri, Deniz üzerine yapılan Dünyanın En Büyük kenti olacaktır. Dubai’de deniz üzerine yapılan Palmiye Adası bile bu projenin yanında çok ufak kalıyor. Saemangeum Şehri, Manhatton’dan da 4 kat daha büyük olacaktır. Bu inşaanın ise, 20 yıl içinde biteceği belirtiliyor. Ayrıca Saemangeum şehrinin Dünyanın en çevreci kenti olacağı da belirtiliyor. Özellikle bu şehirde Rüzgar Enerjisi, Güneş Enerjisi ve Dalga Enerjisi de olacağı  belirtiliyor. Ayrıca bu şehre yerleştirilecek olan Rüzgar Türbinlerinin de Dünyanın en geniş rüzgar alanlarından birine sahip olacağı da belirtilenler arasında. Bu şehri inşaa eden bilim adamları bu şehirdeki yollarda küçük Rüzgar Türbinleriyle çalışan sokak lambaları da olacağını belirtiyor. Bu türbinler için Hyundai firmasıyla anlaşılmış bile. Güneş Panelleri de bu şehirde olacak. Dünyada da böyle yapılara  rastlayabiliriz. Örneğin, Azerbeycan’daki Zira Ziro kentindeki Dünyanın En Büyük Güneş Panellerinin yanı sıra yine Azerbeycan’da tuzlu suyu tatlı suya çeviren sistemler de mevcuttur. Ayrıca, bu tatlı sular yeniden denize aktarılmıyor ve de bu tatlı sular Azerbeycan’ın topraklarını sulamakta kullanılıyor. İşte bu sistemlerin hepsi özellikle geri dönüştürülmüş su sistemi Saemangeum Eko Şehrinde de bulunacak. Daha başka örneğin,  Kanada’daki Vencover şehri  Dünyanın En Çevreci Kenti olmak için paçaları bile sıvamış durumda. Özellikle Kanada, bunun için 2020 yılına hedef bile koymuş. Ayrıca, Singapur’da, Kuala Lumpur’da ve Şangay’da bu çevreci teknolojiler buradaki binalarda  hayat bulmuş durumdadır.Örnek vermek gerekecek olursak:  Singapur’daki Solaris Binası ve Kuala Lumpur’daki Dici Binasını gösterebiliriz.Özellikle Solaris Binası, İhtiyaç duyduğu enerjinin hepsini kendisi üretiyor. Bilindiği üzere Şangay Dünya Fuarı Dünyanın En büyük fuarı olarak gösterilmektedir. Bu fuarda Dünyanın en çevreci teknolojileri tanıtılmaktadır. Ayrıca bu fuar, Saemangeum Eko Şehrine Yenilenebilir Enerji Kaynakları alanında da ilham olmuştur. Örneğin Güney Koreli bilim adamları, Abu Dabi’deki Masdar eko- teknolojik kentini de inceleyerek bu teknolojileri Saemangeum Şehrine de adapte etmeyi planlıyor. Daha sonra da bu bilim adamları, Saemangeum Eko Şehrini Dünyanın En Büyük Turizm merkezine de dönüştürmeyi hedefliyor. Şu an Asya’ya ve Singapur’a yılda 9 milyondan fazla turist geldiği belirtiliyor. Ayrıca Singapur, Dünyanın En Büyük İş Merkezlerinden de biridir. Singapur bununla da yetinmeyerek daha da çok turist çekmeyi planlıyor. Kısacası bu devrimsel teknolojik özellikler nedeniyle bilim adamları,  Güney Kore’deki Saemangeum şehrinin Geleceğin Rüya Şehri olacağını belirtiyor. Arkadaşlar bu sayılan projeler, bizim Yenilenebilir Enerji Kaynaklarında doğru mobilizeyle neler yapabileceğimizin sınırlarını oluşturmaktadır. Hatta 2050 yılındaki %15 fosil yakıt oranına Barajları kullanarakta ulaşabiliriz. Ama yine denklemimizde fosil kaynaklardan petrol ve doğal gaz olacağını gözardı edemeyiz. Dünyada 700 milyon araba olduğuna göre de enerji bakımından neden petrole bağımlı olduğumuz ortadadır. Dünyanın en büyük 2. Petrol kaynağı da Kanada’da bulunuyor. Ama Kanada’daki petrol sıvı değil katı biçimdedir. Bu nedenle de bu petrolü çıkartırken harcanan enerji bakımından verimliliği düşüktür. Petrolü üretirken de Enerji harcanıyor. Örneğin Kanada’da 5 varil üretirken 1 varil harcanıyor. Ama Suudi Arabistan’da 20 varil üretirken 1 varil harcanıyor. Suudi Arabistan’ın petrolünün ne kadar çok verimli olduğunu burada görebilirsiniz. Nedeni ise de sıvı petrolün enerjiye dönüştürülmesinin daha masrafsız oluşudur. Etrafımızda gördüğümüz her şey enerji harcıyor. Doğa ise, hiçbir enerjiyi boşa harcamamaktadır.  Bilim adamları ise, ilerde  Güneş Panellerinin bunu yapabileceğini düşünüyor. Güneş Enerjisi araştırmalarının tarihine bakacak olursak, John Herschel adındaki astronom Güneş ışığının verimini araştıran ilk bilim adamıdır. Daha sonra da Güneş ışığından enerji üretme araştırmaları başlamıştır. Ama bilim adamları, Güneş ışığının en verimli türünün Yoğunlaştırılmış şekli olduğu belirtiliyor. Yoğunlaştırılmış Güneş ışığındaki ısı derecesi ise, 3500 dereceye kadar çıkabilmektedir. Bu sıcaklığa da Dünya üzerindeki hemen hemen hiçbir madde dayanamamaktadır. Örneğin Fransa’daki bir araştırma enstitüsü bu konuda başı çekmektedir. Bu enstitü binasının yan tarafı elips bir aynadır. Bu ayna güneş ışığını yoğunlaştırarak elektrik üretmek için karşı taraftaki sisteme göndermektedir. Bu yerde bu yoğunlaştırılan güneş ışığı, deneysel amaçlı olarak graniti eritmek için kullanıldı. Granit buradaki 3500 derecelik sıcaklıkta eriyerek adeta lava dönüştü. Kısacası,  Güneş ışığı çok verimli ve de hayatın da yapıtaşıdır. Bitkiler Güneş Enerjisini kullanarak fotosentez yapıyor. Fotosentez sayesinde de bitkiler, Güneş Enerjisini Kimyasal Enerjiye çeviriyor ve de böylelikle bitkiler büyüyüp gelişebiliyor. İnekler de bu bitkileri yiyerek et yapıyor. Biz de ineğin etini yiyerek aslında Güneşin Enerjisini yemiş oluyoruz.  Güneş Enerjisinden elektrik üretme konusunda üretilen projeler arasında    Güneş Bacası denilen sistemler de bulunmaktadır. Bu sistemin kısaca ne olduğuna gelecek olursak: Bir kulenin dikilip daha sonra da çevresine aynalar konularak aşağıdaki havanın ısıtıldığı ve de daha sonra da bu ısınan havanın yükselerek kulenin içinden geçirildiği sistemlerdir. Bu sistemlerden elektrik üretimi ise şöyle olmaktadır: Güneş Bacasından elde edilen ısı,  kulenin içerisinden yukarılara çıkarken türbinleri çeviriyor ve de daha sonra da bu türbinlerin döndürülmesi  Jeneratör gibi elektrik üretilmesini sağlıyor. Bu sisteme örnek olarak,  Bir öncü bilim insanı Avustralya’nın yılın 300 günü Güneş alan bir yerine Dünyanın En yüksek Güneş Bacasını dikiyor. Nedeni ise, Bilindiği üzere Avustralya kötü şöhretiyle tanınır. Örneğin Avustralya enerjisinin tamamını kömürden karşılıyor.Ayrıca Dünyanın En büyük kömür tüketicisi de Avustralya’dır.  Avustralyalı bir kişi, Dünyanın herhangi bir kişisinden daha çok kömür tüketiyor. Kısacası Avustralya Atmosfere çok daha fazla karbondioksit salınımı yapıyor. Bu nedenle de dikilecek bu bacanın yüksekliği 600 metredir. Camların yerleştirileceği alan ise, Newyork Central Parkın alanının 6 katına eşittir. Yani Taipei 101 den 120 metre daha yüksek olduğu görülebilinir. Bu teknoloji şu an İspanya’da da kullanılıyor. Diğer bir projede ise, Güneş Enerjisinden farklı bir şekilde yararlanılıyor. Bu teknoloji ilk olarak İspanya’da hayat bulmuştur. Nedeni ise de İspanya’nın yıl boyu çok yüksek oranda Güneş ışığı almasıdır. Hatta bu nedenle Amerikan Yat yarışması da İspanya’da yapılmıştır.Bu teknolojinin adı ise Güneş Kulesidir. Ayrıca İspanya’daki Sevilla yakınlarına kurulan bu Güneş Kulesi Dünyanın İlk Ticari Güneş Kulesidir de. Bu teknoloji ise şöyle işlemektedir: Binlerce ayna bir Güneş Kulesine hedeflenerek, bu kulenin içindeki suyun ısısını 500 dereceye kadar çıkartıyor. Daha sonra da bu sudan elde edilen buhar, elektrik üretmek için kullanılıyor. İspanya’daki bu kulenin 11 Megawatt elektrik üretmesi planlanıyor. Şu an bu üretilen 11 Megawatt elektrik Sevilla’nın yakınlarındaki kasabanın tüm elektrik ihtiyacını karşılamakta kullanılıyor. Daha sonra da İspanya hükümeti, ilerleyen yıllarda şehrin değişik kısımlarına 9 adet Güneş Kulesini dikmeyi hedefliyor. Hedef olarakta İspanya hükümeti 2012 yılının sonuna kadar tüm Sevilla’nın elektrik ihtiyacını, bu Güneş Kulelerinden elde etmeyi planlıyor. Amerika’nın en büyük şehri olan Kaliforniya’da da bir girişimci bu sistemin değişik bir versiyonunu kullanarak elektrik üretiyor.Bu sistemin adı ise, Nevada Solar 1’dir. Bu sistemdeki Güneş aynaları bu sefer kuleyi değil de aynaların hemen önüne yatay bir şekilde yerleştirilmiş cam tüpün içindeki tuzlu sıvıyı buharlaştırıyor. Daha sonra da bu buhardan elektrik elde ediliyor. Ama burada kullanılan camlar çok teknolojik ve de banyolarda kullanılan aynalardan da %20 daha verimli bir şekilde ışığı yansıtabiliyor. Bu camların içerisinde özellikle demir olmamasına özen gösterilmiştir. Nedeni ise de demirin ışığın yansımasını engelliyor oluşudur. Bu teknolojik camları ise, kim ürettiğine gelecek olursak: Bu teknolojik camları Flabeg adında Almanya’da kurulmuş bir firma üretmiştir. Ayrıca Nevada Solar 1’de kullanılan cam tüplerde çok teknolojiktir. Örneğin bu cam tüpler, termos gibi işliyor  ve de sıcaklığı çok güzel bir şekilde tutabiliyor. Bu cam tüpleri de  Schott adında bir firma üretmiştir. Nevada Solar 1’de kullanılan teknolojinin en önemli avantajı ise, bu teknolojiyi gece de elektrik üretmek için kullanabilmemizdir. Yani bu sistem gündüz çok yüksek ısılara çıkan tuzlu suyun ısısını depolayarak, gece de elektrik üretmek için kullanmayı hedefliyor. Bu sistemin bir diğer en önemli avantajı ise, Güneş takipli olmasıdır. Yani Nevada Solar 1’deki aynalar Güneşi saniye saniye kontrol ederek sistemin verimini çok yükseklere çıkartmaktadır. Bu sistemden elde edilen enerji ise, Nominal 64 MW ama bu sistemden 75 MW’a kadar elektrik üretilebilinmektedir. Bu projenin maliyetine gelecek olursak: Bu projenin maliyeti, 260 milyon dolardır. Örneğin bu para çok gözükebilir ama uzun dönemde düşünecek olursak bu sistemin bu parayı bu zaman zarfında çıkartacağına kesin gözle bakılmaktadır. Ayrıca İspanya’daki Güneş Kuleleri Amerika’da da şu an gündemde ve de devasa bir Güneş Kulesi projesi şu an için elektrik üretmektedir. Örneğin Kaliforniya’da Mohave çölündeki 24.000 ayna, Pasadena’daki olağanüstü bir yazılımla Güneşi saniye saniye kontrol ederek,Güneşten aldığı ısıyı Güneş Kulesine gönderiyor. Daha sonra da bu Güneş Kulesinde bulunan buhardan da büyük miktarlarda elektrik üretilecektir. Bu Güneş Kulesinin yapımı ise 1 yıldan uzun sürmüştür. Bu projeyi ise, E-Solar şirketi yapmıştır. Peki, yukarıda saydığım mekanik enerjiler nasıl elektrik enerjisine dönüşüyor? Oldukça kolay. Buhar, bakır bobinin arasındaki mıknatıslı tekeri çevirdiğinde oluşan manyetik alan, bobin tarafından elektrik üretilmesini sağlıyor. Diğer bir Güneş Enerjisi Teknolojisi ise, Japonların Uzaya yerleştireceği dev aynalardır. Bu aynalar, Güneş ışığını yerdeki Güneş Panellerine kablosuz olarak göndererek bu sayede elektrik üretilmesini sağlayacaktır. Uzaya yerleştirilecek olan bu Güneş Aynalarının teknolojisinin mimarı ise, Freeman Dyson adındaki bilim adamıdır. Güneş bizden çok uzaktadır. Bu mesafeye 150 milyon km dersek, Güneşin bize enerjisinin ancak %1’i geliyor. Freeman Dyson adındaki bilim adamı da bu farkındalığı görerek Güneşin yakınına ama malzemeye zarar vermeyecek bir uzaklığa, Güneş Aynalarını yerleştirme projesini üretmiştir. Daha sonra da Freeman Dyson, bu sayede Güneş Işığı kablosuz olarak Dünya’ya gönderilebilinir de demiştir. Bu projenin Güneşin etrafındaki görünüşü ise, tam bir küredir. Bu tam küreyi dolduracak kadar malzeme Dünya üzerinde bulunamadığı için de bu proje şu an için Bilim Kurgu gibi görünmektedir. Ama Kaliforniya Üniversitesinden bir Bilim adamı, bu projeyi gerçekleştirecek dayanıklılıkta bir malzeme üretti. Bu malzemenin adı ise, Graffendir. Graffen karbon tabanlı bir malzemedir. Bu malzemenin nasıl üretildiğine gelecek olursak: Metan gazı sıcak bir bakır tüpün üstünden geçirildiğinde, bakır tüpün üstünde ince bir tabaka oluşuyor. İşte bu tabaka Graffendir. Bu malzeme bu projedeki sağlamlığı kanıtlasa da yine de çok büyük miktarlarda üretilmesi gerekmektedir. İşte bu da şu an için imkânsız gibi görünüyor. Ama şunu söylemek istiyorum ki bu günün Bilim Kurgusu yarının gerçeğidir. Bu teknolojinin Dünya üzerinde uygulanan biçimi olan Güneş Enerjisi Panelleri ise, oldukça popüler bir teknolojidir. Diğer adı ise Pv teknolojisidir. Bu teknoloji ise kısaca şöyle çalışmaktadır: Güneşten gelen ışık fotonları bu panellerdeki hücrelere çarptığında hücrelerin içindeki  elektronları uyararak böylelikle elektrik üretilmesini sağlıyor. Pv Teknolojisinin Dünya üzerinde kullanılan birçok biçimi vardır.Örneğin diğer gelişmiş bir Pv teknoloji ise, boya şeklindeki Güneş Panelidir. Bununla Çatımızı boyadığımızda kolaylıkla elektrik üretebiliriz. Bir de organik güneş gözeleri denen bir teknoloji bulunuyor. Bu organik güneş gözelerini de yanımızda taşıyabilir hatta cep telefonumuzu da bu teknolojiyle  şarj edebiliriz. Bu Güneş gözeleri, plastik karışımlı olduğu için de adı buradan gelmektedir. Ama bu Güneş gözelerinin verimi şu an için %3 olduğu için  endüstride kullanılamamaktadır. Örneğin bir güneş gözesinin endüstride kullanılabilmesi için, verimi en az %8 olmalıdır. Bu teknolojinin değişik bir versiyonunu da şu an Voltaic şirketi yapmaktadır. Örneğin Voltaic şirketi, Güneş enerjili sırt çantaları üretmiştir. Ayrıca bu sırt çantaları pet şişelerden üretilmektedir. Bu da kaynak israfına önemli bir çözüm olabilir. Bu sırt çantalarının nasıl enerji ürettiğine gelecek olursak: Bu sırt çantalarının üstündeki Fotovoltaik paneller  Güneş enerjisini kullanarak elektrik üretiyor. Daha sonra da bu elektrik, çantalarda bulunan bataryalara gönderiliyor.Örneğin çantalarda bulunan bu Fotovoltaik paneller, yaklaşık 2 saatlik bir süre sonunda da bir laptopu doldurabilmektedir. Ama Dünya ölçeğinde düşünecek olursak Avustralya Güneş Panellerinde oldukça ileri. Örneğin Avustralya, Silikon Temelli Güneş Panellerinde devrimsel bir teknolojiye imza attı. Bu teknoloji aynı elektriği üretiyor ama altında yatan birçok fayda da bulunmaktadır. Örneğin bilindiği üzere Silikon Temelli Güneş Panelleri çok pahalıdır ama bu teknolojide esnek şerit temelli Güneş Panelleri kullanılarak maliyet çok düşürüldü.  Ayrıca Normal Silikon temelli Güneş Panellerinin aksine bu teknoloji oldukça esnek ve de kırılmıyor da.  Bu teknolojinin diğer bir faydası ise, Güneş görmediği zamanlarda bile elektrik üretmesidir.Örneğin Klasik Silikon Güneş Panellerinin Elektrik üretmesi için bu panellerin tamamı Güneşe dönük olması gerekiyor. Ama bu Şerit Temelli Silikon Güneş Panellerinin yarısı bile güneş görmediği zaman elektrik üretebilmektedir. Bu  devrimsel teknolojiyi üreten ise, Orion Energy’dir. Dünyanın En Büyük Güneş Paneli üreticisi ise, Çin’dir. Dünyanın kullandığı Güneş Panellerinin %50’sini de Çin yapmıştır.  Ayrıca Çin, Dünya’daki Güneş Panellerini üreten makinelerin yapımında da %75’lik bir orana sahiptir. Nedeni ise, Çin’in Güneşten Elektrik üretme teknolojilerine oldukça fazla para bağlamış durumda olmasıdır. Örneğin Çin’deki Suntech firması,  Fotovoltaik Panel üretiminde büyük üreticiler arasındadır. Bu şirket, 6 yıl içinde 20 işçiden 8000 işçi çalıştıran çok uluslu bir şirkete dönüşmüştür. 2020 yılına kadar Çin, yenilenebilir enerji kaynaklarını oldukça yükselteceğini belirtiyor. Böylelikle Çin, Güneş Enerjisinden yararlanma oranını oldukça yüksek tutarak enerjide hem temiz hem de verimli olmayı deniyor. Şimdi bile Çin şehirlerinde, Güneşten elektrik üreten paneller bulunmaktadır. Özellikle Çin’de sokak lambaları Güneş Panelleriyle çalışmaktadır. Ayrıca Güneş enerjisiyle ısınan vakumlu su Flüoresanlarının da yani Tüplerin de Dünyadaki en büyük üreticisi Çin’dir. Kısacası çatımıza yerleştirdiğimiz Güneş Enerjisinin de Çin’den gelme olasılığı yüksektir. Çin’in ürettiği bu Güneş Enerji Tüpleri de oldukça teknolojiktir. Örneğin bu yeni Güneş Enerji Tüplerinde,  Antifriz kullanımı bulunmamaktadır. Amerika’da da Güneş Panelleri üretiliyor. Örneğin Amerika’daki Silikon Vadisinde çok teknolojik Güneş Panelleri üretilmektedir. Ayrıca Güneş Panellerinin kalbi de burasıdır. Ama pahalı oldukları için de şu an için Amerikan evlerinde yaygınlaşmış durumda değillerdir. Örneğin bu Güneş Panellerinin maliyeti, 20.000 dolar değerindedir. Ama Güneş Enerjisinin de en büyük sorunu büyük alanlara ihtiyaç duyması ve de Güneş Enerjisi Panellerinin elektriği depolayamamasıdır. Örneğin bütün Dünyanın Enerjisini karşılamak için de Newyork büyüklüğünde bir alanı Güneş Panelleriyle kaplamak gerekmektedir. Ayrıca da şu an Güneş Panellerinin fiyatı  çok yüksektir. Bu dezavantajlar özellikle Güneş Panellerinin yaygınlaşmasını engellemektedir. Eğer ileride bu sorunlara çözüm bulunamayacak olunursa, Enerji gelecekte çok büyük bir sorun olacaktır. Çünkü gelecekte Fosil yakıtlar olmayacaktır. Rüzgâr Türbinlerinin ise, Gelecekte Enerji alanında büyük bir paya sahip olacağı belirtiliyor.  Örneğin Kuzey Denizinde çok şiddetli rüzgârlar oluşuyor. Kuzey Denizi, büyük miktarlarda Dalga ve Rüzgâr ürettiği için de burada Rüzgâr Türbinleri denize inşa ediliyor. Hem de çok yüksek bir şekilde inşa edilen bu Rüzgâr Türbinleri hem kasırga kuvvetini hem de yükseklerde oluşan hava akımlarını alarak daha randımanlı ve de performanslı bir şekilde elektrik üretebiliyor. Ayrıca Denize inşa edilen bu Rüzgâr Türbinleri kıyıdaki benzerlerine göre de 2 kat daha verimli bir şekilde elektrik üretebilmektedir. Hollanda da Kuzey Denizine çok yakın olduğu için bu denizdeki rüzgârı çok iyi kullanıyor. Onun içindir ki Hollanda’da çok büyük Rüzgâr Türbinleri bulunuyor.Ayrıca Hollanda Kıyı Rüzgâr Türbinlerinde de Dünyada birincidir. Yaklaşık 65 metre boyundaki bu Rüzgâr Türbinleri, Hollanda’nın Enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılıyor. Örneğin Hollanda’nın kıyılarına  yerleştirilen 36 Rüzgâr Türbininin 108 megawatt elektrik üretmesi planlanıyor. Almanya da Rüzgâr Teknolojisine çok büyük yatırımlar yapıyor. Ayrıca Almanya, gelecekte enerjisinin %50’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından elde etmeyi planlıyor. Rüzgâr Teknolojisi, yenilenebilir enerji kaynaklarının arasında oldukça ilerleyen bir konuma sahiptir. Ama Rüzgâr olmadığında ne olacak? Makani Powerdan birkaç üniversiteli bu soruna çözüm bulmuşa benziyor. Bu gençler, uçurtmadan elektrik üretiyor. Nasıl mı? Havaya bırakılan pervaneli uçurtma sayesinde. Bu uçurtmanın pervaneleri döndükçe elektrik üretiliyor. Daha sonra da üretilen bu elektrik aşağıya alınarak kullanılabiliniyor. Ama otomatik uçuşta bu uçurtma yere düşüyor. Bu soruna çözüm bulunursa, elektrik üretmenin yeni bir şekli ile de  karşılaşabiliriz. Şu an ise, Bilim adamları hortumların ürettiği kinetik enerjiden elektrik üretmeyi hedefliyor. Hortumlardan elde edilen enerji ise, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının arasında en yenisidir. Bu teknoloji henüz deneme aşamasındadır. Diğer deneme aşamasında olan bir teknoloji de Mangus Hava Akımı teknolojisidir. Bu teknoloji, yükseklere çıkartılan bir tekerlek şeklindeki balonun rüzgâr tarafından döndürülmesine dayanmaktadır. Döndürülen bu balon ise, daha sonra elektrik üretecektir. Şu an bu yeni enerji üretim teknolojilerinde kayda değer bir gelişme sağlanamadı. Gelecek yüzyıllarda ise bu teknolojiler, Dalgadan elektrik üretme teknolojilerinde olduğu gibi şaha kalkabilir.Ama Rüzgâr Türbinlerinin de en büyük sorunu çok büyük alanları kaplamasıdır. Bütün Dünyanın Enerjisini, Rüzgâr Türbinleriyle karşılamak için de Dünya yüzeyinin yaklaşık %2’lik bir bölümünü Rüzgâr türbinleriyle kaplamak gerekmektedir. Dalga Enerjisi sanayisi ise, daha emekleme aşamasındadır. Bu enerji türünün de diğer enerji türleriyle  rekabet edebilmesi için Bilim Adamları uzun bir süreye ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlar. Bu Enerjinin de en verimli türü Gelgit Akıntısından elde edilen biçimidir. Gelgit Akıntısından elde edilen enerji, Dalga enerjisinden elde edilen enerjiye göre çok daha verimlidir. Örneğin Newyorkta çok büyük miktarda Gelgit akıntısı oluşuyor. Bu akıntılar ise, 4 knot gücündedir. Örneğin buraya yaklaşık olarak 300 adet  akıntı türbini yerleştirilmesi planlanıyor. Verdant Power’da Newyorkta bulunan Doğu Nehrindeki bu gelgit akıntısından elektrik üretebilmek için, bu Nehre deneme amaçlı olarak akıntı türbinleri yerleştirmiştir.  Bu türbinlerin ise, 15 Megawatt elektrik enerjisi üreteceği düşünülüyor. Bu da Newyork’un tüm enerji ihtiyacına eşittir. Şimdilik ise bu elektrik, Nehir yakınındaki bir mağazada kullanılabiliniyor. Ama akıntı 4 deniz mili olduğu için bu türbinlerden 2 si kırıldı. Kalan 2 türbin ise, başarılı bir şekilde elektrik üretebiliyor. Türbinlerdeki pervaneler kırılınca da bu pervaneleri Alüminyum Magnezyum alaşımlı pervanelerle değiştirdiler. Bu sefer de yine yerlerinden koptu. Nedeni ise de pervanenin sağlam kaynak yapılan yerlerinin daha az sert çelikten yapılmış olmasıdır. Bu güç dengesizliği ise, kırılmayla son buluyor. Ama daha sonra geliştirme safhası sayesinde pervaneler, %200’lere varan aşırı yüklere karşı dayanıklılık sağlamıştır. Bunun bir büyüğü ise, bilim camiasında Siecen olarak geçiyor. O da başka bir Nehirde deneniyor. Ama hızlı akıntı karşısında pervaneler kırılabiliyor.  Amerikalılar bunlardan daha birçok Türbini, Newyorktaki Nehrin altına yerleştirerek Newyork’un en azından 10/1’lik bir oranda elektriğini karşılamayı amaçlıyor. Dalga Enerjisinin ise, piyasada birçok biçimi bulunuyor. Örneğin Dalgadan elektrik üreten Pelamis deniz yılanı,Portekiz’de deneniyor. Ayrıca Pelamis, İskoçya’da üretilen Dünyanın ilk Dalga Enerjisini, Elektrik Enerjisine çeviren yılan biçimli bir aracıdır da. Bu teknolojinin nasıl çalıştığına gelecek olursak: Dalgalar, Pelamis denen deniz yılanını aşağı yukarı, sağa sola doğru hareket ettiriyor. Bu hareket sonucunda da Pelamis’in içindeki hidrolikler sayesinde elektrik üretilebiliniyor.  Bu yılan biçimli araçla, 705 kilowatt elektrik üretilerek yılda yaklaşık 500 eve elektrik sağlanabilecektir. Diğer dalgadan elektrik üretme teknolojileri arasında Deniz Yıldızı ve Deniz Ejderhası bulunuyor. Bu iki teknolojik üründe, Danimarka da elektrik üretiyor. Deniz Yıldızı çok ayaklı bir hidrolik makinedir ve de aynı bir örümceğin suyun üzerinde durması gibi görünüyor. Dalgalar bu deniz yıldızının ayaklarına çarptığında bu ayaklardaki yağ sisteme giriyor ve de daha sonra elektrik üretiliyor.  Şu an Danimarka, Deniz yıldızını denizin çok derinlerine indirerek elektrik üretimini 10 veya 11 katına çıkarmayı hedefliyor. Deniz Ejderhası ise, Deniz suyunun kendi üstüne çıkmasıyla çalışıyor. Bu makinenin üstüne çıkan su daha sonra  aşağıya inerek pervaneleri çeviriyor ve de bu sayede Jeneratör gibi elektrik üretilebiliniyor. Jeotermal Enerji ile de devamlı enerji elde edilebilinir. Jeotermal Enerjiden elektrik üretimi  ise şöyle olacaktır: Yer yüzeyinin 3000 metre altına borular indirilerek büyük sıcaklıklara ulaşılacak daha sonra da bu sıcaklığı , suyu buhara çevirmek için de kullanabiliriz. Bu buharı da tabii ki elektrik üretmek için kullanacağız. Kaliforniya’da Dünyanın En Büyük Jeotermal Enerji Üretim Tesisi bulunmaktadır. Burada 22 adet Jeotermal Tesis bulunmaktadır. Buradaki bilim adamları, graniti peynir gibi kesmek için parlayan matkap adında yeni bir matkap icat etti. Bu matkap ileride kuyu sondajcılığının kaderini belirleyecektir. Bu matkap ise graniti ısıyla kesiyor. Bu kesim, buharın çok sıcak olan ısı formunun kayayı adeta eritmesiyle sağlanıyor. Ayrıca bir diğer matkapta denizin altında kullanılıyor. Bu matkap, Hidrotermal Matkaptır. Bu matkapta kayayı ısıyla kesiyor ama bu kesim şekli, ısının alev şeklini almasıyla sağlanıyor. Bir de bu Hidrotermal Matkabın en önemli faydası da denizin altında da işleyebilmesidir. İzlanda da bu konuda hayli ilerlemiş durumdadır. Örneğin İzlanda’da elektriğin %100’ü Jeotermal kaynaklardan elde edilmektedir. İzlanda’da  ısınmada da bu Jeotermal kaynağın %90’ı kullanılıyor.  Ama enerji kaynaklarının içinde en tutarlısı olarak, Barajlar gözüküyor. Barajları besleyen nehirler devamlı aktığı için de bu da devamlı elektrik üretme anlamına geliyor. Ama gelecekte bu nehirler kalmayacağı zaman ne yapacağız? ABD’de bir girişimci, Kanoladan biyodizel üreterek Enerji bağımsızlığı için çalışıyor. Biyodizel, bilindiği üzere çok yeni bir yakıt türüdür. Hatta Biyodizel, Biyobenzinden de çok daha yenidir.  Biyodizelle hareket eden Kamyonlar daha performanslı ve de daha uzun menzile ulaşabiliyor. Biyodizel üretimi ise çok kolaydır. Biyodizel üretmek için: İlk önce Fastfood istasyonlarından kullanılmış yağ alınır. Bu yağ daha sonra temizlenmek üzere delikli titreyen bir tezgâh üzerinde ilk pisliğinden arınır. Daha sonra bu yağ, çok ince bir delikli titreyen tezgâh üzerinden ikinci defa geçirilerek daha temiz hale getirilir. Böylelikle bu yağ biyodizele dönüşmek için, saf hale getirilmiş olunur. Daha sonra da bu yağa, bir katalizör olan metanol eklenir. Daha sonra da bu yağ, birçok çeşitli kimyasallarla birlikte işleme sokularak çok saf bir biyodizel elde edilmiş olunur. Bu biyodizel daha sonra da denenmesi için tutuşturulur. Eğer bu biyodizel çok çabuk tutuşacak olursa içindeki metanol azaltılır. Eğer uzun sürede tutuşacak olursa, ki bu istenen bir durumdur, böylelikle piyasada kullanılmak üzere standart bir biyodizel elde edilmiş olunur. Örneğin Kanoladan biyodizel ürettiğimizde oluşan atıkları da hayvan yemi olarak satabiliriz. Ama bütün biyodizel üretiminde arta kalan atık, Glikozdur. Glikozu da parfümeri veya deterjan üreten firmalara satabiliriz. Hatta Glikozu, Dinamitin hammaddesi olan Nitrogliserin üretiminde bulunan şirketlere bile satabiliriz.  Gliserini Amerikalı bir girişimci ise şöyle değerlendirmektedir: Odunu veya kömürü tutuşturmak için gerekli olan tutuşturucu şeklinde.  Daha başka örneğin Glikozu,  Antifriz gibi de kullanabiliriz.  Glikoz bilindiği üzere suyun donma noktasını düşürür. Bu da suyun donmaması anlamına gelmektedir. Örneğin Toronto Hava Yolları, Glikozu yolcu uçaklarının hassas bölgelerinde mesela kanatlarda kullanıyor.  Kanatlara püskürtülen glikoz, kanatların donmasını engelleyerek daha performanslı bir uçuş yapılmasını sağlıyor. Amerika daha da ileri giderek biyodizeli ordusundaki savaş uçaklarında kullanmayı bile planlıyor. Bu savaş uçaklarındaki yakıt,  %50 benzin %50 biyodizel şeklinde oluşacaktır. Hatta bu yeni yakıt türü, FA 18(Balarısı) savaş uçağında bile kullanıldı. İlk denemelerde de FA 18, çok iyi bir performans göstermiştir. Daha sonra da Amerika, bu karışımlı yeni yakıt türünü Donanmasındaki Uçaklarda, Helikopterlerde, Denizaltılarda, Gemilerde kullanmayı hedefliyor. Planlamalarına göre Amerika, Askeriyesindeki tüm taşıtların yakıtlarını tamamen biyoyakıttan oluşturacakmış. Ama bunu yaparken de Amerika’nın tarımdan çok büyük bir  ürün alması gerekiyor. ABD hükümeti bu sorunu ise, Tarıma çok büyük destek vererek aşmayı planlıyor. Hatta ABD dışında yolcu uçaklarında bile biyodizelin ilk kullanımlarını görebiliriz. Örneğin KLM Hava Yolları kullandığı yolcu uçaklarındaki yakıta %50 biyodizel koyarak bu yakıtın öncülüğüne ön ayak olmuştur. Bilim adamları tarafından Mantardan üretilen Biyodizelin de çok kaliteli olduğu ve de Mazota da çok benzediği belirtiliyor.Hatta Yosunlardan da biyodizel üretilmektedir. Hatta Amerikalılar, Yosunlardan elde edilen biyodizelin, Dünyada enerji kaynağı kalmadığında bizi kurtaracağını düşünüyor. Şu an bile Yosunlardan biyodizel  üretimi konusunda Amerika’da araştırmalar yapılmaktadır. Örneğin Bilim adamları, Yosunların enerjide çok büyük bir geleceğinin olduğunu belirtiyor. Birgün bizi bu yosunlar kurtaracak olursa, hiç şaşırmayın.  Bitkilerden elde edilecek olan diğer bir biyoyakıt türü olan Etanol(Biyobenzin)ün de gelecekte büyük bir enerji kaynağı olması planlanmakta. Biyobenzinin ilk kullanımları ise, Hitlerin V2 Roketi ve Henry Ford’un T model arabası olmuştur. Mısırdan veya diğer bitkilerden de Etanol(Biyobenzin) elde edilebiliniyor.  Etanol üretiminde ise, genelde Mısır veya Şeker Pancarı kullanılıyor.  Mısırı, Abd çiftçileri At dişi mısır türünde üretiyor. Nedeni ise de bu mısır türünün Etanol üretiminde çok daha verimli olmasıdır. Hatta At dişi mısırdan çok daha fazla yaklaşık olarak, yüzde yüz oranında daha fazla ürün alınabiliniyor. Örneğin bu ürünün ekildiği tarladaki 4 dönümden 5 ton At dişi mısır elde etmek mümkündür. Bu tip mısır türü ise, yenilemiyor. Çünkü çok serttir.  Amerika’daki Verasun şirketi de bu konuda oldukça büyük konumdadır. Ama, Mısırın Etanola çevrilmesi ise çok maliyetli olmaktadır. Ayırıca Etanolun enerji yoğunluğu, benzine göre de %80 daha düşüktür. Benzinin verimi buna göre Etanola göre daha yüksektir. Örneğin bunu her iki yakıtı yaktığımızda görebiliriz. Benzin ise, daha alevli bir şekilde yanacaktır. Aynı yanmaya Etanolun ulaşması için de %20 Etanol  ilavesi gerekmektedir. Onun içindir ki Amerika’nın gelecekte Etanolu kullanacağını düşünemeyiz, ne kadar verimli deselerde. Selülozik etanol ise, şu an en yeni Biyoyakıttır. Bu teknolojide de araştırmalar devam etmektedir. Etanolu üretmek için, örneğin bu teknolojiyi daha da basitleştirirsek bence bu enerjinin geleceği için çok büyük bir ilerleme olacaktır. Bilindiği üzere karıncalar taşıdıkları yaprağı çeşitli enzimler sayesinde çok kısa süre içerisinde şekere dönüştürebilmektedir. Bu şeker sayesinde de karıncalar enerji üretebiliyor. Bilim adamları bu konuda daha da ileri giderek, örneğin bitkilerin fotosentezle enerji ürettiği gibi enerji elde etmeyi planlıyor. Ayrıca bitki fotosentezi,  günümüzde kullanılan güneş gözelerinden çok ama çok daha verimlidir. Özellikle de bu doğal teknolojinin en büyük avantajı, kimyasal enerji yanında oksijen ve hidrojen de üretebilmesidir. Hatta bitki fotosentezi sayesinde de Güneş Enerjisi depolanabilmektedir. Bu enerji depolama olayını ise, yukarıda anlattığım gibi günümüz Güneş gözeleri yapamamaktadır. Bilim adamları da bu doğal teknolojinin enerji üretme tekniği olan şeker kısmıyla değil de hidrojen üretme kısmıyla ilgileniyor. Bu hidrojeni de ya saf şekilde ya da karbon ilavesi biçimi olan Etanol şeklinde de tüketebiliriz.

                                                      1.BÖLÜM SONU,,,    

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s