KARADELİKLER Mİ?

Yayınlandı: Ekim 2, 2012 / Bilim

                                                                       

Karadelikleri hep uzayda bizi yutacak kuramsal canavarlar olarak düşündük; ama karadelikler sizce, evren anlayışımızı tamamiyle değiştirebilir mi! Belki de yaşamımızı da ta en baştan onlara borçluyduk. Bunu şu an bilemiyoruz; ama emin adımlarla o büyük cevaba doğru ilerlemekteyiz. Bunu yaparken de gelin beraber ilerleyelim o an’a!

Karadelikler acaba, dev yıldızların ağırlıklarının altında ezilmesiyle mi oluşuyor? Bunu şu an bilemiyoruz! Çünkü fizik kanunları karadelikler söz konusu olduğunda işlevlerini yitirmektedir. Ama bu soruya cevap vermeden önce karadeliklerle ilgili tarihe kısaca bir göz atalım; Örneğin 1960’lı yılların başlarında kuasarlar ilk keşfedildiklerinde bunlara enerjileri verenin kütle çekim olduğu açıktı. Çünkü yıldızları ayakta tutan nükleer enerji bile bu kuasarlara sergiledikleri muazzam enerjiyi sağlamakta yeterli olamazdı. Ve de kuasarların keşfinden yalnızca birkaç ay geçtikten sonra bunların güçlerini karadeliğin üzerine çektiği maddeden aldıkları öğrenildi. Örneğin 3000 ışık yılı uzaklıktaki 3C 321 kuasarı, merkezinde bir karadelik bulundurmaktadır ve etrafa x ışını yayar. Bu ise insanların evren konusundaki görüşlerinin büyük ölçüde ve büyük hızla değişmesini sağladı. Bu keşifleri hızlı bir araştırma süresi izledi ve 1970’lerin ortalarına gelindiğinde ise karadeliklerin zengin bir dizi özelliğe sahip dinamik nesneler olduğunu anladık. Örneğin, karadelikler kendi çevrelerinde döndükleri gibi titreşebiliyorlar da. Karadeliklerle ilgili son keşiflere gelecek olursak, örneğin iki karadeliğin sarmallar çizerek birbirlerine yaklaşmaları ve sonunda çarpışarak bükülmüş uzay-zamanlarının çılgın gibi titreşmesini gösteren ilk bilgisayar benzetimleri(simülasyon). Bir başka benzetim ise oldukça etkileyici. Örneğin benzetimde, yörünge düzleminde dönüş eksenleri zıt yönlerde olan iki karadelik bulunuyor. Bu karadelikler bir araya geldiklerinde ise her birinin çevresinde dönen uzay, çarpışmadan hemen önce öteki deliği yakalayarak yukarı fırlatıyor. Birleşmeden oluşan yeni karadelik yukarıya fırlıyor ve şiddetle titreşerek, toplam momentumu koruyabilmek için gittiği yönün tersi yönünde kütle çekim dalgaları yayıyor. Örneğin bunu bir duman halkasının kendisini havada ilerletmesine benzetebiliriz. Karadelikler ayrıca bildiğimiz evren anlayışını da tamamiyle değiştiriyor. Örneğin Dünyanın yüzeyinden merkezine kadar ki mesafeye 6500 km dersek ve de Dünyayı bu kadar mesafeye küçülttüğümüzde, Dünyanın yüzeyindeki bir çocuk bir saniyeliğine bile yerçekimini yenerek havaya zıplayabiliyor. Ama bir misket büyüklüğüne kadar küçülttüğümüzde ise öyle bir yoğunluğa ulaşıyor ki, bu çocuğun ayakkabısındaki ışık bile bu kadar ki bir büyüklükteki yoğunluğun içinden çıkamıyor.  İşte size karadeliklerdeki en etkin güç olan yerçekiminin ne kadar güçlü olabileceği konusunda çok bariz bir örnek. Yerçekiminin ne olduğu konusunda çok anlamlı ve de ayrıntılı açıklamaya Einstein sayesinde ulaşabildik. Einstein’ın dediğine göre de yerçekimi, Uzayın eğriliğinden daha fazlası değildir. Ama dünyamızdan kaçış hızı olan sn’yedeki 11,2 km’lik hız, beni her zaman derin düşünceler içerisinde bırakmıştır. Çünkü koskocaman Dünya’nın uyguladığı yerçekimi kuvvetini bile biz, bu hızla nasıl alt edebiliriz? Bunun cevabının ekstra boyutlar olduğu düşünülüyor ama bu bile kanıtlanmış değildir. Yerçekiminin çok daha güçlü ve de desteklenebilir bir etkisini ise galaksimizin merkezinde görüyoruz. Örneğin 1931 yılında Karl Jansky okyanus ötesinden Asya’ya radyo dalgaları göndermeye çalıştığında Yay Takımyıldızından( Bu Takımyıldızı Samanyolu galaksisinin merkezinde bulunmaktadır) Dünyaya çok güçlü radyo dalgaları geldiğini keşfetti. Daha sonra bunun kuş pisliğinden kaynaklandığını düşünerek bu kuş pisliğini temizledi ama bu radyo dalgaları hiç gitmemekteydi. Daha sonra ise bu dalgaların galaksimizin ortasındaki (Sagittarius A) dev karadelikten geldiği belirlendi. Çünkü bu çok güçlü radyo dalgaları yıldızlardan gelemezdi. Buna göre gökbilimciler, büyük kütleli yıldızların merkezdeki nesneye doğru düştüklerini, Güneş’e yaklaşan kuyruklu yıldızlar gibi arkasından dolanıp yine dışarıya fırladığını gözlemlediler. Çevresindeki yıldızları ne kadar hızlandırdığından yola çıkarakta merkezdeki nesnenin kütlesini hesapladılar. Örneğin bu karadelik, Güneş kütlesinde yaklaşık 3 milyon yıldızın toplam çekim gücüne sahip ve de çok karanlık. Merkezdeki nesneye, neredeyse kesin bir doğrulukla karadelik diyebiliriz. Hatta şu an galaksimizde, 1 milyon karadelik olduğundan da eminiz. Ama bizim  karadeliğimiz şu an çok sakin görünüyor. Yani şu an hiçbir şeyler yemiyor. Peki, bir şeyler yemeye başladığında ne olur, şu an onu da bilemiyoruz. Ama yaptığımız gözlemler sonucunda karadelikler çok fazla şey yemeye başladığında etrafa yüksek enerjili ışınlar püskürtülüyor. Çünkü o kadar fazla madde karadeliğin içine giremiyor ve de buradaki yüksek yerçekimi bu gazları olabildiğince sıkıştırarak etrafa x ışınımı formunda yüksek enerjili elektromanyetik dalgaların çıkmasına neden oluyor. Bu ışınımı da biz, Fermi uzay teleskobuyla gözlemliyebiliyoruz. Ama belirtilenlere göre galaksimizin ortasındaki bizim karadeliğimizin bulunduğu bölgeden etrafa yalnızca düşük enerjili radyo dalgaları çıkıyormuş. Ama bir karadelik nasıl görüntülenebilinirdi; hatta bunun o zamanlarda imkânsız olduğu bile söyleniyordu. 25 yıl önce Reinhard Genzel adındaki bir bilim adamı, bize uzun dalga boylarının bunu yapabileceğini gösterdi. Örneğin kızılötesi dalga boyu gibi de düşünebiliriz bunu. 1992’den bu yana da Genzel ve Max Planck Enstitüsünden araştırmacılar, Şili’deki Atakama çölünde bulunan kurak ve su buharından uzak yerde bu karadeliğin dolaylı etkilerini gözlemliyorlar. Atakama çölünün bu nedenle kullanılması ise Atmosferdeki su buharının kötü etkisidir ve de bu su buharı bilindiği üzere kızılötesi dalga boylarını geçirmemektedir. Ayrıca bunu optik teleskoplarla da yapamayız. Çünkü atmosferdeki dolaylı etkiler bunun yapılmasını çok zorlaştırmaktadır. Peki, şu an Samanyolu galaksisinin ortasındaki bu devasa karadeliğin dolaylı etkilerini nasıl gözlemliyebiliyoruz? Bunu şu an muhteşem bir teknolojiyi içinde barındıran uyarlamalı optik sayesinde yapıyoruz. Uyarlamalı optik adındaki bu teknoloji atmosferdeki bu kötü etkiyi pasifize ederek çok daha net çözünürlüklü görüntüler elde edebilmemize imkân sağladı.  Örneğin görüntülenen bu devasa karadeliğin yerçekimi öyle güçlü ki, yakınındaki Sr2 adındaki yıldızı saatte 17 milyon km hızla çevresinde döndürebilmektedir. Bunu ise ancak 3 milyon Güneş kütleli devasa bir karadelik yapabilir. Bunu ise kısaca şöyle açıklayabilirim: Örneğin Güneşin bir an bile ışık yaymadığını ama kütlesinin orada olduğunu düşünelim. İşte o zaman bile Dünyanın yine aynı yörüngede döndüğü görülebilinir. Bu yöntemi karadeliklere uyarladığımızda ise yine belli yörüngelerde dönen yıldızlara sahip olacağız. Buna göre de karadeliğe en yakın olan bir yıldızın yukarıda belirttiğim hızlarla dönmesi ancak bir karadeliğin mevcudiyetiyle olabilecektir. Ama şu an karadeliklerin neden galaksilerin merkezlerinde yer aldıklarını bilemiyoruz. Bilim adamları bu soruyu ise şöyle cevaplıyorlar: Galaksilerin oluşmasının ve de evrimleşmesinin temelinde belki de karadelikler olabilir; hatta karadeliklerin sanılanın aksine Dünyadaki yaşamın oluşmasında da büyük etkileri vardır diyebiliriz. Bunun için de bilim adamları uzayda, karadelikler tarafından kızartılmış göktaşlarını arıyorlar. Göktaşları bilindiği üzere çok parlak gök cisimleridir. Ama buradaki mantık şöyle işlemektedir: Karadelikler tarafından sıkıştırılan gazlar çok fazla ısınır. Bu ısı ise etraftaki göktaşlarını yakarak toza çevirmektedir. Bu tozlar ise daha sonra karadeliklerin etrafında toplanarak şu an bildiğimiz galaksileri oluşturmuş olabilir! Ama bunun için çok daha fazla deneysel veriye ihtiyacımız var. Tabii ki bunun için de uzaya kızılötesi bandında bakmamız gerekmekte. Örneğin NGST(Next Generation Space Telescope) teleskobu bunun için dizayn edilmiş olup,  bu alanda büyük işler yapması düşünülüyor. Bu nedenle de Hubble’ın yerini ileriki yıllarda alarak; çünkü Hubble sadece görünür dalga boyunda gözlem yapabiliyor, bize de böylelikle bu büyük soruların çoğunun cevabını verecek. Kısacası bu teleskop sayesinde, galaksilerin nasıl oluştuğu ve de ortasında var olan karadeliklerin neden buralarda yer aldıkları bilinebilecektir. Çünkü şu an işler gerçekten çok karmaşık bir hal aldı. Nedenine gelecek olursak; Yaptığımız gözlemler sonucunda uzayda sadece dev galaksilerin merkezlerinde karadeliklerin olmadığı aksine bütün irili ufaklı galaksilerin merkezlerinde de karadeliklerin yer aldığı görülüyor. Bu ise bizi, şöyle bir yargıya götürüyor: Galaksilerin oluşumunda karadelikler etkin rol oynamış olabilir mi? Eğer bu sorunun yanıtı evetse, o zaman galaksilerin oluşumunu ve evrimleşmesini karadeliklerle birleştirmemiz gerekmekte. Çünkü gördük ki, Kuasarlardan çıkan yüksek enerjili ışınımında etrafındaki galaksilere büyük bir etkisi var. Örneğin bu ışınım dev galaksilere çarparak onların çok büyümelerini engelliyor. Karadeliklerle ilgili diğer bir sorunsal da, en yukarıda kısaca belirttiğim karadeliklerin sadece yıldız patlamalarıyla mı oluştuğudur? Şu an bunu bilemiyoruz. Çünkü bilim adamları en dikkate değer simülasyonlarda bile devasa yıldızları, bilgisayarlarda patlattıklarında patlamaktan ziyade sessiz sedasız kendi üzerlerine çöktüklerini gördüler. Bu simülasyonların, örneğin karadelik veya süpernova simülasyonlarının çok zor olduğunu sizlere bildirmek istiyorum. Çünkü süpernova yıldızlarındaki yerçekimi kuvveti için izafiyet, süpernova patlama sonrasındaki gazlar için akışkanlar dinamiği ve de bu süpernova yıldızlarının iç dinamiğiyle ilgili de parçacık fiziğine ihtiyaç vardır. Bu proje ise Dünyada bir ilk olma özelliğini taşımaktadır. Çünkü bu patlamayı bilgisayarlarda patlattıklarında çok enteresan bir şey keşfettiler. Örneğin bu süpernova yıldızları patlamaktan ziyade kendi üzerlerine çöküyor ve de sessiz sedasız Annova da denen bir karadeliği oluşturuyorlar. Bu ise bilinmedik çok daha yeni bir yapı türü. Örneğin bu sessiz sedasız oluşan karadelikler, Dünyanın yakınında herhangi bir yerde bulunabilir. Bu da Dünya için çok büyük bir tehlike arz ediyor. Bilim adamları uzayda süpernova sonucu oluşan karadeliklerin çok yüksek oranda olduğunu belirtirken, çok küçük bir miktarda da Annova sonucu oluşan karadeliklerin olabileceğini belirtiyorlar. Ama bu yapıları şu an gözlemleyemediklerini de sözlerine ekliyorlar. Çünkü bir karadelik bizim 10 km yakınımızda ya da ışık yılları ötemizde de olsa hiçbir zaman onu göremeyiz. Örneğin bilim adamları galaksilerin merkezlerindeki dev karadelikleri incelerken iki ayrı yönlü ve de değişik renkte ışıklar keşfettiler. Bu ışıkların ise mavi ve de kırmızı renkte olduğu belirlendi. Yani uzaklaşıp yakınlaşırken rengin değişmesi gibi de düşünebiliriz bunu. Buradaki dev karadelikleri ise, etraflarındaki gaz kütlesinin ısınarak etrafa çeşitli dalga boylarında elektromanyetik dalgalar atılması sayesinde bulmuşlar. Hatta 90 adet dev karadeliği analiz ettiklerinde de bu karadeliklerin içerisinde 1/3 oranında iki karadeliğin bu şekilde çevresinde dönerek etrafa ışıklar yaydıklarını belirtiyorlar. Bu ise bizde şöyle bir izlenim bırakıyor: Örneğin iki galaksi birbirine çarpıştığında içindeki karadelikleri de birbirine çarpıştırabilir mi? Bu olayın üzerine giden bilim adamları ise şöyle bir şey hayal ettiler: Örneğin küçük karadeliğin büyük karadeliğin çevresinde, aynı atomun çevresinde dönen elektronlar gibi döndüğü düşünülmüş. Bu olayın bilgisayarlardaki simülasyonlardaki görüntüsü ise şöyledir: Küçük karadeliğin büyük karadelik çevresindeki yörüngesi bir lotus çiçeğine çok benzemektedir. Ayrıca devamlı yapılan yörüngesel simülasyonlarda da bunun,  lotus çiçeğini çok andırdığı belirtiliyor. Örneğin bu benzetim bizi şöyle bir yargıya götürüyor: Karadelikler gibi makroskobik cisimlerin küçüklerin dünyasıyla nasıl tıpa tıp benzerlikler gösterebilir? Ayrıca bu bahsettiğim olay bilim dünyasında büyük şaşkınlıklar yaratmıştır. Örneğin bir insanı alıp klonladığımızda bile kopyalarımız tıpa tıp birbirine benzemez. Ama bu, karadelikler söz konusu olduğunda geçerli olmadığı sonucuna götürüyor bizi. Çünkü karadelikler yapı taşlarına çok bağımlı olduğundan bilinen her şeyden çok farklıdır. Sorun teşkil eden bu paradigmayı ise 5 yıl içinde Amerika’daki ‘’Ligo’’ adındaki Lazer Girişimli Kütle Çekim Dalgası Gözlemevinin çözeceği düşünülüyor. Abd’nin Louisiana ve Washington eyaletlerinde kurulu iki merkezden oluşan, 365 milyon dolar maliyetli LIGO’daki aygıtlar, uzay-zamandaki küçük genleşme ve büzülmeleri( bir protonun çapının binde biri ölçeğindeki çarpılmalar) ölçerek Dünyamızdan geçen kütle çekim dalgalarını belirlemek üzere tasarlanmış bulunuyor. Bu ise şöyle olacaktır: Örneğin iki karadeliğin birbiri etrafında dönmesi, Einstein’ın İzafiyet teorisine göre etrafa dalgalar yayılmasına neden olacaktır. Ayrıca bunun simülasyonunu da yapan bilim adamları, bu dalgaların bir ses dalgasına çok benzediğini belirtiyorlar. Örneğin bu simülasyonda küçük karadelik büyük karadeliğe çarptığında ‘’pırr’’ diye bir ses çıkıyormuş. Eğer bu dalgalar Ligo tarafından bulunacak olursa, karadeliklerin birbiri etrafında dönüşünün örneğin küçük karadeliğin büyük karadeliğin etrafında dönüşünün yukarıda belirttiğim üzere aynı atomun etrafındaki elektronların dönüşü şeklinde mi olduğu bilinebilecektir. Ayrıca kütle çekim dalgaları, karadeliklerin son derece hassas haritalarını, uzay-zamanın haritalarını bize verecek. Bu haritalar da söz konusu nesnelerin genel görelilikte betimlendiği gibi karadelikler olup olmadıklarını kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta ortaya koyacak. Ve bu kütleçekim dalgaları bulunacak olunursa, Big Bang’den sonraki 10 ile 30 saniye kadar sonrayı anlayabileceğiz.  Ama şuna eminiz ki,  karadeliklerle ilgili modelimiz Einstein’ın Genel Görelilik yasalarına dayanan sağlam bir öngörü. Başka bir şey olmaları ise son derece uzak bir olasılık; ama işin heyecanlı yanı da bu değil mi? Daha önce hiç yanılmadık değil, geçmişte de çok büyük sürprizlerle karşılaştığımız oldu. Ayrıca bu kütle çekim dalgaları Dünya ülkeleri tarafından da araştırılıyor. Örneğin Avustralya. Avustralya’da da böyle bir lazer girişimölçer cihazı vardır. Karadeliklerin araştırılması ise bir başka devrime de neden olmuştur. Örneğin bu devrimi başlatan ise Hawking’tir. Hawking 1974 yılında çok büyük şeylerle çok küçük şeylerin birleşmesine (Genel Görelilikle Kuantum Mekaniği) ön ayak olduğunda kendi adıyla da anılacak olan Hawking Işınımı denen bir ışınımın karadelikten yayıldığını keşfetmiştir. Ama bu birleştirme çalışmalarının daha önce de  yapıldığını biliyoruz. Örneğin Paul Dirac, Kuantum Mekaniğiyle Genel Göreceliliği birleştirmeye çalışmış; ama evrenin çapı Ay’a kadar ulaşmadığında bundan vazgeçmiştir. Hawking’in birleştirme çalışmaları ise daha tutarlı olup, bize bazı kanunların yıkılması gerektiğini göstermiştir. Örneğin uzay bilindiği üzere boş değildir ve de parçacık ve antiparçacıklar bir anda ortaya çıkıp, daha sonra da büyük bir hızla birbirleriyle çarpışarak kaybolmaktadırlar. Bu parçacıklara ise aynı zamanda sanal parçacıklar da denilmektedir. Böylelikle de evren, kendisini dengelemektedir. Bunu ise boşluğu tersleyerek yapar. Ama bu işlem bir an’da olmaktadır. Hawking ışınımı da bu parçacıklardan birinin karadeliğe düşerken diğer eşinin karadelikten dışarıya çıkmasıyla oluşmaktadır. Örneğin bu alışverişte karadeliğe bir parçacık girerken karadelikten 2 parçacık çıkmaktadır. Bu da karadeliğin kütle kaybetmesine neden olmaktadır. Bu ise daha sonra karadeliğin çok zayıf ışık yaymasını ve de sanıldığının aksine siyah olmamasına neden olmaktadır. Ama karadelikler çok uzakta olduğu için bu ışınımın görülmesi çok zor; hatta imkânsızdır. İsrail’in Teknikon laboratuvarlarında çalışan bir bilim adamı ise, bunun yapılabileceğini belirtiyor. Örneğin laboratuvarında oluşturduğu bir karadelik, sanılanın aksine her şeyi içine çekmiyor ve de zararsızdır. Örneğin bu karadeliğin sadece sesi içine çektiği ve de iletişimsel bir karadelik olduğu belirtiliyor. Hatta bu iletişimsel karadeliğin 100.000 atom genişliğinde olduğu da belirtiliyor. Buna göre de Hawking Işınımı şöyle bulunacaktır: Örneğin -237 dereceye kadar ısısı düşürülen çok az rubidyum atomunda çok enteresan bir şey keşfediliyor. Bu sıcaklıkta rubidyum atomları hareket ederken oluşan ses dalgaları, bu atomlardan daha hızlı hareket ederek arkada bu rubidyum atomlarının kalmasına neden oluyor. Ama işin ilginç yanı da burada; örneğin burada karadelik benzeri bir yapı oluşarak bütün sesleri içine çekiyor, dışarıya ise sadece Hawking ışınımı şeklinde iki tane ses dalgası çıkmaktadır. Belirtilen bu olay ise Kuantum mekaniğine göre bir anda vuku bulması gerekmektedir. Kuantum mekaniği, karadeliklerde işlediğine göre ve de burada da aynı fizik kanunları yer aldığına göre bunun da geçerli bir deney olduğu düşünülüyor. Bu ışınım bir taraftan araştırıla dursun, biz de fiziği ta temellerinden sarsacak olan bir soruyu yanıtlamaya çalışalım. Kısacası bu soru, ‘’ bilgi acaba karadelikte kaybolur mu ?‘’ sorusudur. 5 harften oluşan ve de tüm bir evrene hakim olan bu soru,  bence evren anlayışımızı tamamiyle değiştirecek olan dev bir adımdır. Leonard Susskind’i herhalde duymuşsunuzdur! Susskind kendini, karadelikte bilgi kaybolur mu sorusuna verdiği cevapla tanıttı ve de bizlere de böylelikle bambaşka dünyaların kapısını açmış oldu. Örneğin Susskind geçmişteki su tesisatçısı kimliğiyle karadeliklerle tesisatçılığı aynı kefeye koyarak, karadeliklerdeki bilgi kaybı sorunsalına farklı açılardan bakmaktadır. Peki, nedir bu sorunsal? Fizikteki bilgi korunumunu duymuşsunuzdur. Hawking, karadeliklerin bilgi korunumunu ihlal ettiğini belirtiyor ama bunu yaparken de fizik bilgimizin doğruluğunu alt üst etmektedir. Susskind ise buna karşı çıkarak fiziken bunun imkânsız olduğunu söylüyor. Buna göre Susskind, bilgi her ne kadar tahrip edilse bile bir araya getirilebilineceği söylüyor ama bu sefer de beraberinde karadelik savaşı denen bir savaşı da başlatmış oluyordu. Bunu ise bir savaş olarak değil de evren anlayışımızın zafer kazanması olarak algılayabiliriz. Susskind bu savaşta ilhamını şu olaylardan almaktadır: Örneğin lavaboda suya mors kodunda mürekkep damlaları damlattığımızda bu damlaların lavaboda her ne kadar yayılsa bile bir araya getirilebilineceğini söylüyor. Ama Stephen Hawking’e göre bu mürekkep damlaları ve de su, lavabodaki geçerden akıp gidecektir. Gerçek evrende ise karadeliğin yanına gittiğimizi ve de karadeliğe düştüğümüzü düşünelim; ya sonsuza kadar bu karadelikte düşeceğiz ya da karadeliğin en dibine kadar ilerleyip ezilip atomlarımıza ayrışacağız. İşte bunu şu an bilemiyoruz. Bu paradoksa ise Susskind şöyle bir çözüm bulmuştur: Örneğin Sicim teorisine göre parçacıklar gördüğümüz parçacıklardan daha çoktur. Buna göre de bu durumda bir uçak pervanesine uç uca eklenen mikroskobik uçak pervaneleri düşünülebilinir. Ama her eklenen parça bu durumda öncekinden daha hızlı hareket edecektir. Bu da göründüğünden çok daha büyük boyutta bir uçak pervanesinin bize izlenimini verecektir. Buna göre de biz, karadeliğe düşerken görüntümüz olay ufkunu dolduracak ama olay ufkunun en altında ise, durum daha değişik bir hal alacaktır. Örneğin burada karadeliğin en dibine çekilerek en dibinde ise biz, atomlarımıza ayrışacağız. Susskind ise buna  ‘’ Holografik Evren ’’ ismini vermiştir. Ama bu beraberinde başka sorunsalları da getiriyor. Örneğin Holografik Evren modeline göre nesnenin karadeliğin merkezindeki 3 boyutlu hali, olay ufkunda 2 boyutlu olarak temsil ediliyor. Bunu ise daha teknik bir anlatımla anlatacak olursak: Karadeliğe düşen bir nesne hem karadeliğin olay ufkundaki yanar dönen hologramda hem de karadeliğin merkez kütlesinde iz bırakmaktadır. Karadelikte olay ufkundan Hawking ışınımı emdiğinde, içine düşen nesne de bu ışınıma bağlanıyor. Böylelikle de bilgi kaybı sorunsalı ortadan kalkmış oluyordu. Yani Hawking’de bu nedenle karadelik savaşını kaybetmiş oluyordu. Nitekim de öyle olmuştur. 2004’de Dublin’deki bilimsel bir konferansta Hawking yenilgisini kabullenmiştir. Ama bu yenilgi, beraberinde önemli bazı şeylerin de doğmasına neden oluyordu. Örneğin bu teorinin sadece karadeliklere özgü olmadığı; hatta bütün evrene de uygulanma özelliği bulunuyordu. Bu ise bizim gerçeklik anlayışımızı sonsuza kadar değiştirecekti. Örneğin bizim görüntümüz bu teoriye göre evren’in köşelerinde bir yerlerde 2 boyutlu olarak saklanabiliyor olabilir! Yani evrende gerçekliğin 2 adet yorumu bulunmaktadır. Bu ise şimdi fizikçilerin çözmesi gereken başka bir sorunun varlığını da ortaya çıkarıyor. Çünkü bilgi 2 boyutlu olarak saklanabiliyorsa neden 3 boyuta ihtiyaç var? İşte bu soruyu yaratan ve keskinleştiren şeyler  ‘’ Karadelikler ’’dir. Karadelikler ise mekânın kavramının olmadığı yerler. Örneğin bana mekân nedir diye sorduklarında, şu an bu gelişmelerden dolayı, düşünüyorum diye cevaplıyorum. Çünkü şu an mekânı bilemiyoruz. Karadelikler ise bir asırdır neredeyse fiziğin gözbebeği. Ayrıca Karadelikleri Paralel Evrenlere geçiş kapısı, Zamanda yolculuk ve de Dünyayı yutabilecek canavarlar olarak düşündük. Bu ise ilerde gerçek olacak mı bilemiyoruz ama karadeliklerin bizi etkilediği kesin. Belki de biz, bir karadeliğin içinde de yaşıyor olabiliriz! Bunu ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz; ama şu bir gerçek ki, şu an karadeliklerin merkezinde ne olduğu ve de karadeliklerden geçip gitmek mümkün olabilir mi sorularını yanıtlayamıyoruz? Bunu bilebilmek için ise elimizde kütle çekiminin kuantum kuramı ( kütle çekimini açıklayan genel görelilik ile, atomaltı düzeyde etki yapan öteki üç temel doğa kuvveti olan elektromanyetizma, şiddetli ve zayıf çekirdek kuvvetlerini açıklayan ve de bu sayede kuantum mekaniğini birleştireceği düşünülen kuram) hazır olması gerekiyor. Sonuç olarak Karadelikler; Yanar dönen hologramlara sahip, Yüzeyleri ise gizemli evrenimizin bir köşesine yansıdığını anlatıyor.

Saygılarımla,,

Sait Saatcigil

İlgi Alanı: Teorik Fizik, Teknoloji

Lakap: Fiziğin Şahı

İletişim: ssaatcigil@mynet.com

Reklamlar
yorum
  1. Ferda Yamanoğlu dedi ki:

    Tarık suresinin ilk 3 ayeti,kara delik yıldızını delen yıldız olarak tanımlar.

  2. Neler diyorsun dostum bunlar gerçek mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s